NESLİ'NİN KONULARI

29 Kasım 2010 Pazartesi

Kireçte Kabak Tatlısı Evde Yapılır mı???



Kadıköy Çiya'da yediğimizden beri aklımızda olan kireçte kabak  tatlısını sonunda yaptık. Antakya usulü olan kireçte kabak tatlısını daha önce de duymuştum ama ilk olarak Çiya'da yedim. Kabak tatlısını pek sevmeyen ben, bu dışı çıtır çıtır, ısırınca içinden balı akan kabak tatlısına bayıldım.Bir de tahin ve cevizle servis edilince eşim de ben de  tadına doyamadık. Tatlı o kadar mükemmel görünüyordu ki evde yapılabileceğini hiç düşünmemiştim. Ta ki Bozcaada Bağbadem'in sabah kahvaltısında reçel olarak karşımıza çıkana kadar. Reçeli de tatlısı kadar güzeldi. Reçeli ince ince doğranmış ve çıtır çıtırdı. Reçeli çok beğendiğimizi söyleyince Bilgütay Hanım, reçeli kendilerinin yaptığını söyledi ve tarifini verdi. İlk kez, balkabağının çıkması için sonbaharı bekledim.


Bayram tatiline girdiğimiz pazar günü kabaklarımızı aldık. O gün Demir biraz keyifsizdi, kireçte almamıştık, erteledik. Ertesi gün ancak akşamüstü kireç alabildik. Elimizdeki reçel tarifini  ve internetten bulduğumuz tatlı tarifini elimize alarak işe başladık.İlk olarak kirecin kaymağını hazırlamamız gerekiyordu. Kirecin kaymağı neydi, nasıl anlayacaktık hiçbir fikrimiz yoktu ama malzemeleri almıştık bir kere. Mutfakta kullandığımız bir leğenin içine 5 litre suyu ve 1 kase kadar kireci boşalttık. Tariflerde yarım saat bekletin diyordu ama biz 1 saat kadar bekledik kirecin çökmesi için. 1 saat kadar sonra kireç dibine çöktü, üstünde de bulanık bir su kaldı. Bu suyu başka bir kabın içine aldık.Bu arada pazardan aldığım hazır soyulmuş kabakları, yeşil kısımlarını temizleyip, çok kalın olanları ikiye bölerek hazırladım. Benim bu işlemim sonucunda 2 kilo kabaktan 1 kilo kabak kaldı. Tabi ben kabaktan anlamadığım için bu kadar fire verdim.Pazardan alırken buna dikkat ederseniz eminim çok daha az bir kayıpla tatlıya başlayabilirsiniz.





Uzun dikdörtgenler haline gelen kabakları ayırdığım kireçli suyun içine attım ve yaklaşık 6 saat kadar beklettim. Aslında internetten bulduğum tarifte bütün gece bekletin diyordu, reçelin tarifinde ise 4 saat. Ben akşamüstü yapmaya başladığım için bütün gece çok uzun olacaktı o yüzden yatmadan önce çıkardım kabakları sudan. Belki 2 saat daha durabilirdi. Çıkarttıktan sonra kabakları tek tek musluğun altında yıkadım ve içine su doldurduğum bir başka kabın içine attım. Orada da 4-5 saat kadar beklettim. (Aslında 2 saat yazıyordu ama ben gece yarısı yapmaya kalktığımdan birkaç saat bari uyuyayım dedim )  Bu arada şerbeti de hazırladım. Şerbet (soğuğa yakın) ılıkken kabaklar atılırsa daha güzel oluyormuş.
(Şerbet için 1 kilo kabağa 6 su bardağı şeker, 7 su bardağı su kullandım. )
Sabah 6'da kalktım, kabakları tekrar yıkadım, kuruladım ve şerbetin içine attım. Kısık ateşte 2.5 saat kadar kaynattım. Üzerine de kabaklar şerbete batsınlar diye bir tabak koydum.

Ocağın altını kapatmadan 5 dakika önce limon tuzunu ekledim ve 5 dakika daha kaynattım. Sonra soğumasını bekledim. Soğuduktan sonra tıpkı Çiya'daki gibi tahin ve ceviz ile servis yaptım. Eşim bayıldı. Açıksözlülüğüne güvendiğim eşimin "Çiya'daki kadar güzel olmuş" demesi bütün gece uykusuz kalmamı unutturdu. O da belki bunun için dedi :)

Aynı tarifle -belki farklı sürelerle- incir tatlısı-reçeli, taze ceviz tatlısı-reçeli, patlıcan reçeli ve daha aklıma gelmeyen yeni lezzetler elde etmek mümkün. Biraz zaman alan ama zor olmayan bir tarif. Eğer siz de Antakya usulü bu tatlıyı seviyorsanız mutlaka deneyin, istediğiniz tadı elde edeceksiniz....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....


28 Kasım 2010 Pazar

Kahvenin Yanına:Truf



Ramazan Bayramında fotoğraflarını yayınladığım truflerin tarifini nihayet ekleyebildim.

Truf Tarifi için tıklayın...

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....

24 Kasım 2010 Çarşamba

Öğretmenlere kucak dolusu kurabiyeler

Çiçek kurabiyelerin kutusu


Bugün öğretmenler günü. Emek, sabır, sevgi ve büyük bir özveri ile her yaşta öğrenciyi yetiştirmeye, hayata hazırlamaya çalışan tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyorum.

Bu kurabiyeleri de bu sene ana sınıfına başlayan Demir'in öğretmenleri için hazırladım.


Çiçek Kurabiyeler




Kurabiyelerin tarifini pastacı'nın sitesinden aldım. Hamuru merdane yardımı ile açtıktan sonra çiçek kalıpla kestim ve fırına verdim. Ancak, kabartma tozunu göz kararı koymamdan ya da hamurun kalınlığından kaynaklanan bir sebeple çiçekler biraz fazla büyüdü. Şeker hamurunu aynı kalıpla kesince tabii biraz küçük kaldılar. İlk başta çok canım sıkılsa da, birkaç tane yaptıktan sonra böyle de güzel olduklarına karar verdim. Yine de bir daha ki sefere ölçülere bağlı kalmaya kararlıyım.

Kurabiye kutusunu ise Eminönü'nde Zeynep'in keşfiyle bulduğumuz bir dükkandan aldım. Eminönü, İstanbul'un ve dolayısıyla Türkiye'de ticaretin kalbi. Aradığınız hatta aramadığınız herşeyi buluyorsunuz burada. Eminönü ile ilgili bir dosya hazırlıyorum. Eminönü'nde nerede, ne satılır; ne yenir- içilir... Fotoğraflar ve haritalarla desteklemeyi düşündüğüm bu projenin hayata geçmesi biraz zaman alabilir.

Siz de istediğiniz  şekillerde kısa zamanda hazırlayacağınız  kurabiyelerinizi böyle sevimli kutulara koyarak  özel bir günde hediye olarak götürebilirsiniz, ya da sıradan bir günde böyle güzel bir kutu hazırlayarak gününüzü özel yapabilirsiniz.

Herkese sevgiler,


Kurabiyenin Malzemeleri

1 Bardak un
1 Bardak pudra şekeri
1 Çay bardağı mısır nişastası
150 gr. tereyağ (oda ısısında)
1 Yumurta (oda ısısında)
1 çay kaşığı toz zencefil
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı (silme) karbonat

Tüm malzemeyi ekleyip karıştırıyorsunuz. Daha sonra buğday nişastası ile kıvamını kulak memesi yumuşaklığında ve tezgahta açılabilecek yumuşaklığıa getiriyorsunuz. Tezgahta 2 cm kalınlığında açarak kalıpla istediğiniz şekli vererek 180 derecede ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişiriyorsunuz. Şeker hamurunu kurabiyeler soğuduktan sonra balla yapıştırabilirsiniz. Afiyet Olsun...

19 Kasım 2010 Cuma

Ayvalık Kaçamağı

Geçen sene kasım ayında havaların güzel gittiği bir hafta yılın son izinlerini kullanarak eşim ve oğlumla bir kaçamak yapmaya karar verdik. Kışın soğuk yüzü kendini göstermeden ve bizleri eve kapatmadan önce İstanbul'dan kaçtık. İlk olarak bu tatilin aklımıza düşmesine neden olan eşimin işi için Bursa'ya uğradık. Bursa'ya kadar gitmişken yıllardır gitmek istediğimiz Ayvalık'a da gidebiliriz diye düşündük daha sonra. Bu sefer program yapmadan yola çıkalım neresi karşımıza çıkarsa orada kalırız dedik. Dedik ama içimiz rahat etmedi ve son gece internetten küçük bir araştırma sonucunda birkaç yerin telefonunu ve adresini aldık yanımıza. Yola çıktık Bursa'ya vardık. Bursa'ya kadar gelmişken iskender yemeden olmaz tabi, önce iskenderimizi yedik daha sonra Koza Han'da kahvemizi içtik ve yola koyulduk.
Koza Han'ın orta avlusu

Ben hayatımın iki ayrı dönemini Bursa'da geçirdim. Bursa'ya ilk gittiğimizde ilkokul 4. sınıfa başlayacaktım. O sırada Milas'tan geliyorduk. Orhaneli Termik Santralinin yapımının başladığı yıllardı. 4.5 senemiz Termik Santralin lojmanlarında geçti.Çocukluğu geçirmek için çok güzel yerlerdi.  İkinci gelişimiz ise İzmir'den oldu. Bu sefer Bursa'nın içinde oturduk. Ben lise 2 ve 3 'ü burada bitirdim. Daha sonra üniversiteyi kazanınca İstanbul'a adım attım. Sanırım gezdiğimiz yerler içinde en sevdiğim yerlerden biri Bursa'dır. Üniversitede arkadaşlarımın çoğu beni hala Bursa'lı zanneder...

Bursa'dan ayrılmamız zor oldu, saatler çabuk geçti. Ayvalık'a akşam geç varacağımızı anlayınca işimizi şansa bırakmayalım dedik ve yolda elimizdeki listedeki ilk yeri aradık ve yer ayırttık.  Aradığımız otel Edremit'in Çamlıbel köyünde bulunan Zeytinbağı adında bir butik oteldi. Bir gece önceki araştırmamda otel ile ilgili fotoğrafları çok beğendim ve otelin yemekleri ile ilgili yazılanlar bu oteli ilk sıraya almama neden oldu.

Akşam 7.30 gibi kalacağımız otele vardık. Navigasyon olmasa  Kaz dağlarının eteğinde bir köyün içindeki oteli akşam karanlığında   biraz zor bulurduk sanırım. Ne ile karşılaşacağımızı bilmeden otele girdik. Tek katlı taş binalardan oluşan otel odamıza girince hayran kaldım. Odanın sadeliği, otantik havası, tavan süslemeleri beni çok etkiledi. Yorgunluğumuzu attıktan sonra birşeyler yemek için restaurant kısmına geçtik. Anlaşılan otelde bizden başka kimse yoktu. Bu bizim için çok iyi oldu, Demir rahat rahat -o sıralar düşkün olduğu- tiyatrosunu yapabildi. Şöminenin önünde ayrılan masamızda birbirinden güzel soğuk- sıcak mezeler, Kaz dağlarından toplanan otlarla hazırlanan salatalar, taze balıklar hepsi muhteşemdi.




Orada öğrendik ki otel usta tiyatrocu Tuncel Kurtiz'e ve kayınbiraderi Erhan Şeker'e  aitmiş. Otelin her köşesinde sanatçı inceliğini ve yalınlığını görmek mümkün. Özellikle okuma ve televizyon odasının havası, mobilyaları, renkleri muhteşemdi. Bizim tek şanssızlığımız Tuncel Kurtiz'in orada olduğu bir haftaya denk gelmeyişimizdi. Otelde çalışanların ve sonradan giden arkadaşlarımızın anlattığına göre tadına doyulmaz bir masa sohbeti yaşatıyormuş gidenlere. Belki bir daha ki sefere....


Zeytinbağı otelin okuma-tv odası

Zeytinbağı otelin okuma-tv odasında bir sandık



Gezimizde bize eşlik eden çeşitli hayvanlarımız ve çiftçi Hasan

Dağ havasında uyunan güzel bir uykudan sonra ertesi sabah kahvaltısı bize Ayvalık'a ne için geldiğimizi unutturdu. Akşam yemeğinde neler olabilir onu düşündürmeye başlattı. Sanki amacımız Ayvalık'a gelmek değilde, Zeytinbağı'na gelmekmiş. Kuş sütünün eksik olduğu kahvaltı masasında yine taze otlar, börekler, acıkalar, reçeller muhteşemdi. Biraz zor olsa da kahvaltı masasından ayrıldık ve biraz dolaşmak üzere otelden ayrıldık.

Kaz dağlarından aşağıya indikçe hayal kırıklığına uğradık. Egenin güzelim sahili ikinci konut furyasına teslim olmuştu. Yazın çok hareketli olduğuna emin olduğum yerlerde şimdi in cin bile top oynamıyordu. Her yer birbirinin aynı, İstanbul'un yoğunluğunu aratmayacak bir konut yığını. Hem plancı olarak hem de vicdanlı bir insan olarak içimi acıttı. İnsanoğlunun güzelliklere sahip olma ve yalnız benim olsun duygusu bu yığınları oluşturuyor. Yılda on günümü geçirsemde bu eşsiz güzelliğin bir parçası benim olsun!!! diyerek karış karış imara açılmış heryer ve en kötüsü dönüşü yok...

Ayvalık gezimize ilk olarak Alibey, nam-ı diğer Cunda adasından başladık. Burada da ilk olarak Taş Kahve'de Türk kahvemizi içtik. (Nerede olursak olalım hafta içi akşamları, tatil günlerinde ise sabah akşam Türk kahvemizi içeriz eşimle.) Biz kahvelerimizi yudumlarken Demir'de kedilerle oynadı. Tam adaya yakışır biçimde balıkçılar ve etraflarında da birsürü kediler...








Kahve keyfinden sonra Cunda'nın sokaklarını gezmeye başladık. Mevsimden dolayı pek bir misafir bekliyormuş havaları yoktu esnafın. Ara sokaklarını gezdik, taş binaların fotoğraflarını çektik ve Demir'e birşeyler yedirmek için bir cafeye girdik. Çok sevimli, küçük ve sıcak bir sahibi olan bir cafeydi burası. Hemen birşeyler hazırlamaya giriştiler. Biraz konuşunca İstanbul'dan kaçan bir çift olduklarını öğrendik. Finans ve bilişim sektöründe çalışan çift sonunda herşeyi bırakıp Cunda'ya yerleşmişler ve yeni bir hayat kurmuşlar kendilerine. Çok da mutlu görünüyorlar. Bu hikayeler beni çok kıskandırıyor. İstanbul insanı öylesine yıpratıyor ve yoruyor ki insanın aklının bir köşesinde hep kaçış planları yatıyor.

Cunda'dan ayrılmadan önce Ayvalık'a kadar gelmişken zeytinyağı almadan gitmek olmaz dedik ve oturduğumuz cafenin sahibinin önerdiği Has Ada Zeytinyağları'ndan yağımızı ve sabunlarımızı aldık. Biz çok beğendik, İstanbul'a da sipariş üzerine kargo ile gönderiyorlarmış, ancak tek dükkanları orasıymış başka bir yer açmayı düşünmüyorlarmış. Ayrıca internette okuduğum karadeniz pastanesinin sakızlı kurabiyelerinden de aldık yolda yemek için. Ben daha lezzetli bir kurabiye bekliyordum ama sakız aromasını çok seviyorsanız deneyebilirsiniz...

Cunda'dan sonra Şeytan Sofrasına çıkalım dedik. Mevsim dolayısı ile her yer kapalı ve hava soğuktu. Ama manzara gerçekten çok güzeldi.

Şeytan Sofrasından Ayvalık ve Adalar Manzarası

Şeytan sofrasından ayrıldıktan sonra artık hava kararmaya başlamıştı, otele dönmeye karar verdik. Akşam yemeğinde bizi birbirinden güzel gurme lezzetler bekliyordu. Özellikle aklımda kalanlar, narlı zeytin salatası ve Kaz dağlarından topladıkları bir mantarı kızartarak hazırladıkları bir ara sıcaktı. Bu mantarın yanında getirdikleri acı biber reçeli ise muhteşemdi. Otelin yemek kursları, arkeoloji ve botanik gezileri hizmetleri de bulunuyor. Birgün fırsatım bulursam Erhan Bey'in kurslarına katılmayı çok isterim.

Ayvalık kaçamağımız tesadüfen bulduğumuz Zeytinbağı oteli sayesinde çok güzel geçti. Sizin de yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, kalmasanız bile yemeklerinin tadına bakın, el yapımı sabunlarından, reçellerinden alın, Çamlıbel köyünde bir yürüyüş yapın Kaz Dağlarının temiz havasını içinize çekin....

Ayvalık'tan almak isteyipte alamadığım tek şey ise çam fıstığı oldu. Ayvalık'ın köylerinde (özellikle Bağyüzü köyü-Ayvalık'a 32 km uzaklıkta) yetiştiğini öğrendiğim çamfıstığını nefis dolmalarında kullansınlar diye anneme ve kayınvalideme almak istiyordum ama son gün havanın yağmurlu olması nedeniyle gecikmeden yola çıktık, fıstıklarda bir sonraki geziye kaldı.

Bu kısa tatil bize çok iyi geldi, bu bayramı hasta olup evde geçirince geçmiş tatillerle avundum bende....

Sevgiler....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....





15 Kasım 2010 Pazartesi

Glutensiz ve Sütsüz Pasta Olur mu???



Bundan birkaç ay önce sevgili kuzenim Dilara'nın besin intolerans testi yaptırması sonucu vüdununun glutene (Gluten, buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan bir proteindir.), süt ve süt ürünlerine karşı direncinin düşük olduğu ortaya çıktı. Bir süre glutenli besinlerden ve süt ürünlerinden uzak durması gerekiyordu. Dilara'nın tiroid ile ilgili kullandığı ilaçların işe yarayabilmesi için bu perhize uyması gerektiğini söyledi doktoru. 

Glutenli ürünleri ve süt ürünlerini çıkarttığınız zaman yiyecek birşeyler bulmanız gerçekten zorlaşıyor. Özellikle de hamur işlerine ve  tatlıya düşkün biriyseniz.Hayatınızdan ekmeği, makarnayı, tüm unlu mamulleri, sütü, peyniri yoğurdu ve daha pek çok şeyi çıkartmanız gerekiyor.

İnsan pek çok şeyi ancak başına geldiği zaman öğreniyor. Ben süt ürünleri alerjisini daha önce çok yakın bir arkadaşımın oğlu sevgili Barkın'da ilk olarak duymuşturm. Barkın'ın alerjisi ortaya çıktığında Aysel hemen araştırmalar yapmış ve soya sütünü bulmuştu. Soya sütü sayesinde Barkın'a sütlü tatlılar yapabilmişti. Hatta İstanbul'a geldikerinde soya sütünden pasta yapmıştım Barkın'a.

Gluten alerjisini ise oğlumu büyütürken okuduğum çeşitli yayınlardan biliyordum. Dünyadaki her 100 kişiden birinin glutene alerjisi olduğunu ve bu hastalığın adının ÇÖLYAK hastalığı olduğunu,  üstelik Dilara'nınki gibi bir süreliğine değil ömür boyu glutenden uzak durması gereken pek çok insanın bulunduğunu öğrendim. Hatta bu konuda kurulmuş bir dernek bile var. Ayrıntılı bilgi almak isterseniz http://www.colyak.org.tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Dilara'nın kardeşi olan diğer kuzenim Didar'ın doğumgününde Dilara'nın da yiyebileceği bir pasta yapmak isteyince konuya olan ilgim arttı. Biraz araştırmadan sonra aslında bu sorunun oldukça yaygın olduğunu gördüm.Büyük marketlerde gluten alerjisine karşı satılan ürünler bulmak mümkün.Ayrıca İhe İstanbul Halk Ekmekte önceden sipariş vermeniz durumunda glutensiz ürünlerinden getiriyorlar veya size gönderiyorlar.http://www.ihe.com.tr/gluten.asp bu adresten siteye ulaşabilirsiniz.

Marketlerde glutensiz un, glutensiz makarna gibi ürünler satılıyor. Benim ihtiyacım olan yapmayı düşündüğüm pasta için glutensiz un ve süt yerine kullanabileceğim bir üründü. Glutensiz unu buldum, süt yerine ise markette daha önce de dikkatimi çeken ancak ne için kullanacağımı bilemediğim konserve hindistan sütünü aldım. Aslında soya sütü de kullanılabilir ama Dilara'nın soyaya karşı da toleranssız olduğu ortaya çıkmıştı.

Pastanın kekinin tarifini glutensiz un kutusunun arkasında yazan kek tarifinden alabilirsiniz yada benim gibi her zaman yaptığınız kek tarifini kullanabilirsiniz. Tarifin içindeki sütü hindistan cevizi sütü ile değiştirdim.Tarifteki malzemeleri kullanarak keki hazırladıktan sonra yine hindistan cevizi sütünü kullanarak kremayı ve resimde görmüş olduğunuz pastayı hazırladım. Pasta Didar'ın doğumgünü içindi ama Dilara çok daha fazla mutlu oldu.

Malzemeler:

Kek için
3 su bardağı glutensiz un (Ben Sinangil marka buldum)
3 yumurta
1 su bardağı hindistan cevizi sütü (konserve olarak satılıyor)
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı toz şeker
2-3 damla sıvı vanilya
yarım paket kabartma tozu (glutensiz olanlarını bulmak mümkün)

Krema İçin
2 bardak hindistan cevizi sütü

1 fincan toz şeker
1 fincan glutensiz un veya mısır nişastası
vanilya (sıvı olursa 2 damla, toz olarak 1 paket)



Not: Ben kekin sadece üstünü krema ile kapladığım için kremayı yarım ölçek hazırladım.

Aslında tarifin çok fazla bir özelliği yok, burada anlatmak istediğim, çocuğunuz, yakınınız veya siz çeşitli hastalıklar nedeniyle bir çok besini yiyemiyor olabilirsiniz, ancak biraz araştırma ile sevdiğiniz yiyecekleri hazırlayabileceğiniz alternatif ürünler bulmanızın mümkün.  Sizin de besin alerjisi ile ilgili deneyimleriniz varsa paylaşın. Belki birinin işine yarar.

Herkese sevgiler, iyi bayramlar....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....


4 Kasım 2010 Perşembe

Korsan Gemisi Pasta ve Korsan Kurabiyeler




Demir'in okulda yapılacak  olan doğumgünü partisi için seçtiğimiz tema korsanlardı. Korsan gemisi şeklinde bir pasta ve üzerinde küçük korsanlar yapmayı planladım. Bu sefer pastanın kremasını sürdükten sonra 1 gece dolapta beklettim, sonuç çok daha başarılı oldu. Korsan figürlerini de yine 1-2 gün önceden hazırladım. Pazartesi sabahı Demir'i okula bırakır bırakmaz pastaya başladım. Saat 11'e kadar vaktim vardı. İlk olarak geminin gövdesini yapmaya başladım. Ahşap görünümü vermek için açtığım hamura kürdanla şekiller çizip üzerini tarçınla kapladım. Tarçının çizgilerin arasına girmesi ile istediğim görüntüyü elde ettim.
Şeker hamurundan ahşap yapımı



Daha sonra pastayı bu hamurla kapladım ve diğer parçaları yapmaya başladım. Zamanım kısıtlı olduğundan çok fazla birşey yapamadım, olmazsa olmazları yapmaya karar verdim. Korsan gemisinin yelkenlisi, bir hazine sandığı, çapa ve zinciri.... Geminin formunu da biraz daha geliştirdikten sonra pasta hazır oldu. Ayrıca korsan konseptimizi tamamlamak için 1 gün önceden hazırladığım korsan kurabiyeleri de paketleyip, kutulara yerleştirdim.


Korsan Gemisinin çapası ve zinciri

                                                                                                    
Kaptan korsan ve yardımcısı





Geminin yelkeni, korsanlar, hazine sandığı....


    



Korsan Gemisi Pasta
Pastanın evden çıkmadan önceki son hali. Diğer parçaları okulda yerleştirdiğimden pastanın yakından fotoğrafını çekmeye fısat bulamadık.

Korsan Kurabiyeler
Korsan kurabiyeler. Yapımı kolay ve zevkli oldu. Çocuklar en çok onlara bayıldı.



Demir, öğretmeni, arkadaşları ve pastanın son hali....



Nice senelere canım, iyi ki doğdun, iyi ki varsın.....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....








2 Kasım 2010 Salı

Demir 5 yaşında

Bir yılı daha geride bıraktık ve Demir 5 yaşını bitirdi. Zamanın nasıl geçtiğini bu günlerde daha çok farkına varıyorum. Demir artık ana sınıfına başladı, okula başlamasına ise aylar kaldı. Oysa doğumu ve O'nu ilk koklayışım dün gibi... Her sene ilgi alanı değişiyor, bu pasta temalarımızdan da belli oluyor. İlk yaş pastası uğur böceği, ikinici yaş pastası hikayesini çok sevdiği  pinokyo, üçüncü yaş pastası o sene küçük balık bambam tiyatro oyunu ile hayatımıza giren deniz canlılarından ahtapot, dördüncü yaş pastası  vahşi hayvanlara olan ilgimizin sonucu etobur bir dinazor ve son olarak beşinci yaş pastalarımız bu senenin vazgeçilmezi Ben 10 ve korsan gemisi pasta oldu. Önümüzdeki seneyi tahmin etmekte zorlanıyorum....

Bu sene evde yaptığımız kutlama için ben 10 pastayı okuldaki kutlamamız içinse korsan temalı bir pastayı tercih ettik. 29 Ekim tatili benim için pandispanyalarla, kremalarla ama en çok da şeker hamurları ile dolu bir tatildi. Eşim zaman zaman "pastayı hazır alsak daha mı uygun olurdu acaba" diye sorgulasa da ne kadar keyif aldığımı görünce birşey demedi.

Pastaları  yapmaya ilk olarak pandispanyalardan başladım. Pandispanyayı 1-2 gün önceden yaptığınızda daha iyi oluyor, hem de son anda sıkışmamış oluyorsunuz. Daha sonra Ben 10 figürlerini yapmaya başladım. Oğluma kalsa bütün karakterleri yapacaktım ama ben 5 tanesi ile olayı tamamladım.
Fotoğraflarını gördüğünüz karakterlerden, kırmızı olan dörtkol, mavili olan şimşek hız ve sarılı -siyahlı olan yıldırım topunda Demir beni başarılı buldu, aynısını yaptığımı söyledi ancak sarı-kahveli olan insanazor'da ve Ben karakterinde pek başarılı bulunmadım. Ben'in saçlarının alnına o kadar yaklaşmadığını, insanazorun ise kafasının orjinalinden farklı olduğunu söyledi. Konunun uzmanı olduğu için diyecek sözüm yok.











Karakterler bittikten sonra daha önceden hazırladığım pandispanyayı hazırlamaya başladım. İlk olarak üçe böldüğüm pandispanyanın katlarını hazırladığım şurupla ıslattım, aralarına krema sürüp meyve yerleştirdikten sonra üstüne de ince bir kat krema sürüp şeker hamuru ile kapladım. Pastanın kendisini Ben 10'in karakterlere dönüşmesini sağlayan ormitix saat olarak tasarladım. Pastanın üstünü kaplamakta biraz acele ettiğim için krema şeker hamurunu biraz eritti. Neyse ki üzerine karakterleri koyduğumda kamufle oldu biraz.










Pastanın son hali.....