NESLİ'NİN KONULARI

30 Aralık 2010 Perşembe

mutlu yıllaaaaaar....



Yarın 2010'un son günü. 2010'da yaşadığınız tüm kötü günleri  arkanızda bırakın ve güzel günleri yanınıza alın, 2011'e devam edin. Yarın bizim işyerinde kırmızı günümüz. Ben de günümüze uygun olarak kırmızı bir yeni yıl pastası yaptım. Yeni yılımız kırmızı gibi canlı, heyecanlı ve enerji dolu geçsin.

Herkese mutlu yıllaaaaaaaar...





Bu da akşam aile yemeğimiz için yaptığım yılbaşı pastamız





18 Aralık 2010 Cumartesi

2011



Kutlamaların her türlüsünü severim. Hayatı renklendirir, dostların, ailelerin, sevgililerin bir araya gelmesini sağlar. Birkaç saatlik de olsa zamanı durdurur, hayatın akışını bir kenara bırakıp sadece o anla ilgilenmenizi sağlar. Geriye dönüp baktığınızda sevdiklerinizi hatırlayacağınız anılar biriktirir. Yoksa ne anlamı vardır takvim yapraklarının baştan başlamasının ya da ömrünüzden bir yıl daha gitmiş olmasının. Kutlanır mı hiç ölüme yaklaşıyor olmak... Oysa kutlamaların hepsi güzeldir. Yılbaşı, doğum günü, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü...... Boş laftır, "bir gün mü hatırlayacağız sadece anneleri? " demek. Her gün gidiyor musun görmeye anneni?  O'nun değerini düşünüyor musun? Her gün öğretmenine sevgiyle bakıyor musun?  Her gün sevgilini mutlu etmek için koşturuyor musun???  Bir gün, sevdiklerin olmadan yanında yeni yıla gireceğini her gün düşünüyor musun?  Alışveriş furyasına kaptırma kendini, gidip en pahalı hediyeleri seçme... Bazen bir öpücükle, bazen bir dal çiçekle, bazen ellerinle yaptığın bir yemekle kutla sevdiğini/sevdiklerini, yeni yılı, yeni işi, yeni yaşı...

Biz oğlumuz doğduğundan beri yeni yılı ailelerimizle kutluyoruz. En yakınımızdakilerle, en sevdiklerimizle... Yeni yıla nasıl girerseniz tüm seneniz öyle geçer derler, biz de hep beraber mutlu bir aile sofrasında giriyoruz yeni yıla. Bütün seneyi birlikte, sağlıklı, mutlu ve güzel yemeklerle geçirelim diye....

Bu sene yılbaşı için neler hazırlayacağıma karar vermedim henüz, gerçi bizim masa toplama oluyor biraz. Annem de kayınvalidem de çok lezzetli yemekler yaptığı için bana pek bir şey düşmüyor. Her gelen bir şey getiriyor, masa doluyor. Ben ne yapsam diye düşünenler için birkaç alternatif sunuyorum aşağıda, bir de geçen sene için yaptığım pastanın resmini ekliyorum.
Sizlere güzel bir yıl diliyorum. 2011 hepimizin güzel hatırlayacağı anılarla dolu olsun, keşkelerin yerini iyi ki lerin aldığı bir sene olsun.
Kahveme gelip, yaşamından birkaç dakika ayıran herkese teşekkür ediyorum. 2011 bol kahveli, bol çikolatalı ve  bol sohbetli bir yıl olsun.

Hadi başlayın hazırlıklara, az kaldı kutlamaya....

Yılbaşı için öneriler

Aşağıdaki meze ve salatalar benim misafirlerime yapmayı sevdiğim tariflerden oluşuyor. Birgün blogda yayımlayacağımı düşünmediğimden şimdilik hiçbirinin resmi yok. Zaman içerisinde umarım resimlerini de eklerim. Tariflerin bir kısmını aşağıda yayımlıyorum, listedeki tüm tarifleri de en kısa zamanda tamamlayacağım. Aşağıdakiler kısa zamanda hazırlayabileceğiniz pratik tarifler. Miktar konusuna gelince, tarifleri genelde 6-7 kişilik olarak verdim. Siz misafir sayınıza göre miktarları değiştirebilirsiniz. Bazı tariflerde ise miktarı tamamen size bıraktım. Atladığım yada eksik bıraktığım yerler varsa, yorum yazın yada e-mail atın. En kısa zamanda cevaplarım.

Havuç Salatası
1.5 Adet havucu rendeleyin.
2.Tavaya zeytinyağını koyun ve biraz ısıtın.
3.Rendelediğiniz havuçları yağa ekleyin ve karıştırın.
4.10-15 dakika sonra altını kapatın.
5.1 su bardağına yakın cevizi iri iri dövün.
6. 3-4 diş sarımsak ezin.
7.Bir kabın içerisine havuçları, cevizi, sarımsağı, 3-4 kaşık süzme yoğurdu (normal yoğurt da olabilir) ve dilediğiniz kadar tuzu ekleyin ve yavaşça karıştırın. Servis tabağınıza alıp üzerine sızma zeytinyağı gezdirin, maydanozla süsleyin.
  
Kereviz Salatası
1.Kerevizleri soyun ve rendeleyin.
2.3-4 diş sarımsak ezin.
3.1 Kaşık mayonez-3,4 kaşık yoğurdu karıştırın.
4.Yarım su bardağı cevizi dövün.
5. Bir kabın içerisinde tüm malzemeleri ve biraz da tuz ve  zeytinyağını karıştırın.
6. Servis tabağınıza alıp, maydonazla süsleyin.
Kabak Salatası
1.Kabakları rendeleyin.
2.Bir tavanın içerisinde zeytinyağını ısıtın.
3.Rendelenmiş kabakları ekleyin
4. Kabaklar suyunu salıp tekrar çekmeye başlayınca ocaktan alın.
5.3-4 diş sarımsağı ezin.
6.Dereotunu temizleyip, ince ince doğrayın
7.Yarım su bardağı cevizi iri iri dövün
8.Bİr kabın içerisinde kabakları, sarımsağı, 3-4 kasık süzme yoğurdu, biraz tuzu, zeytinyağını , dereotunu, cevizi karıştırın.
9.Servis tabağına alıp, dereotu ile süsleyin
Asma yaprağında pastırma (Favorim)
Mlz: Pastırma, Asma Yaprağı, Domates, Biber, Rendelenmiş Kaşar Peynir, tuz, zeytinyağı
1.Asma Yapraklarını büyüklüklerine göre 2-3 tanesini bir araya getirip daha büyük bir yaprak elde edin.
2.Yaprağın içine ince ince doğradığınız biberleri, domatesi, 1 parça pastırmayı ve rendelenmiş kaşarı yerleştirin. 1 tatlı kaşığı kadar zeytinyağını ekledikten sonra iri bir börek sarar gibi genişçe sarın.
3.Sardıktan sonra yağlı kağıt ile hava almayacak şekilde tekrar sarın.
4. Sardığınız kağıtları fırına yerleştirin.
5. Servis etmeden yarım saat önce pişirmeye başlayın.
6. 170 derece fırında yatım saat pişirin.
7. Sıcak olarak servis yapın.
Güveçte mantar
Mlz.: Un, yağ, süt, mantar, kaşar peynir, tuz
1.İlk olarak mantarları temizleyin ve dörde bölerek doğrayın
2.Doğradığınız mantarları hemen kaynayan suyun içine atın, 10 dakika kaynatın.
3. Beşamel sosu hazırlamak için küçük bir tencerenin içine yarım çay bardağından az sıvıyağ koyun , biraz ısınınca 1 yemek kaşığı unu ekleyin. Karıştırın, unun kokusu çıkmaya başlayıp rengi hafif değiştiğinde üzerine 500 ml. sütü yavaş yavaş karıştırarak ekleyin. Kaynayana kadar karıştırın. Biraz tuz ilave edin ve kaynadıktan sonra 5 dakika daha kaynatıp ocaktan alın.
4. Fırın kabınızın dibini yağlayın ve içine mantarları koyun. Üzerine beşamel sosu ekleyin. En son olarak rendelenmiş kaşar peynirini ilave edin.
5. 180 derece fırında kaşarlar kızarana kadar pişirin.
6. sıcak servis yapın.
Pesto soslu kanepeler
Mlz.: Ceviz, Sarımsak, Fesleğen, Dolmalık Fıstık, Zeytinyağı,
1.1 demet fesleğeni temizleyip, doğrayın.
2. Fesleğenleri, 3 diş sarımsağı, yarım su bardağı cevizi, zeytinyağı,1 paket dolmalık fıstığı mutfak robotu yada benzeri bir doğrayıcıya koyun ve karıştırın.
3. Bu karışımı krem beyaz peynir ile karıştırın.
4. Kanepe ekmeklerinizi kızartın ve bu karışımı üzerine sürün.
5. Dilerseniz bir yaprak fesleğen yada salatalık dilimi ile servise hazırlayın.
Acıkalı kanepeler
Mlz.: Domates Salçası, biber salçası, ceviz, sarımsak, zeytinyağı, tuz, karabiber, kimyon
1.Dilediğiniz kadar domates salçası ile biber salçasını karıştırın.
2. İçerisine 3 diş ezilmiş sarımsak, 1 çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı kimyon, biraz tuz, yarım su bardağı dövülmüş ceviz, zeytinyağı koyun ve karıştırın.
3. kanepe ekmeklerinizi kızartın ve üzerine karışımı sürün.
4. Kornişon turşuyu enlemesine ikiye bölerek ekmeklerin üzerine koyun.
5. Servis tabağına alın.
Pastırmalı Humus
Mlz: Nohut, Sarımsak, Zeytinyağı, Tahin, Pastırma, limon suyu
1. Nohudu 1 gece önceden ıslatıp, haşlayın. (2 bardak nohut)
2. İyice yumuşayan nohutları blendır yardımı ile ezin.
3. İçerisine tahin (1 bardak), 3 diş ezilmiş sarımsak, tuz, 1 limonsuyu ve zeytinyağı( 1/2 çay bardağı) ekleyin.
4.Servis tabağına alın.
5. Pastırmaları tavada zeytinyağında hafif kızartın.
6. Pastırmaları biraz yağı ile birlikte humusun üzerine ekleyin.
7. Servise hazır.


  • Peynirli Kırmızı Biber Dolması
  • Patlıcan Salatası
  • Cevizli-narlı yeşil Salata
  • Zeytinyağlı Kereviz
  • Paçanga Böreği
  • Kaşarlı Patates Püresi
  • Yoğurtlu Brokoli
  • Karnıbahar Graten
  • Kabak Sefası
  • Pazı
  • Kısır
  • Buğday Salatası
  • Şehriye Salatası
  • Karides Güveç
  • Kalamar
  • Haydari
  • Tarator
  • Avcı Böreği

Hazır-Dondurulmuş Gıdalar Bölümünden Alıp Kısa Zamanda Hazırlayabileceğiniz Ürünler:
  • Kızarmış soğan halkaları
  • Kalamar
  • Hellim
  • İçli Köfte
  • Etsiz Çiğ köfte
  • Turşu Çeşitleri
  • Peynir Çeşitleri
Not:Tarifleri vermeye devam edeceğim. Sizlere fikir vermesi açısından aklıma gelen tüm mezeleri yazdım....

8 Aralık 2010 Çarşamba

Büyülü Şehir: Prag


Astronomik Saat Kulesi



Prag muhteşem bir şehir.Tarihi kent merkezi sizi bugünden alıp geçmişe götürüyor. Ortaçağ dönemine...Yazıyı okumaya başlamadan önce gözlerinizi bir an için kapatın ve kendinizi ortaçağın görkemli kıyafetleri içinde, binaların arasından geçerken düşleyin.Erkekler için pek cazip gelmeyebilir, fırfırlı gömlekler ve kadife ceketler; ancak kadın okuyucuların pek çoğunun yüzündeki gülümsemeyi hissedebiliyorum, evet bayanlar renge karar verdiyseniz Prag'ı anlatmaya başlıyorum.

Prag'a eşimin katılacağı bir konferans nedeniyle gittik.Konferans 3 gün sürüyordu, biz 2 gün önceden gidip, 4 gece 5 günlük bir seyehat planı yaptık. Ruzyně Havaalanına indiğimizde ilk iş olarak kendimize 5 günlük sınırsız kullanım hakkı olan ve otobüs, metro, tramvay gibi her türlü şehir içi ulaşım aracında geçerli olan şehir kartlarndan  aldık. Daha sonra otobüse binerek otelimizi bulduk Havaalanı şehrin dışında. Havaalanı ile Dejvice semt merkezi arası yemyeşil tarım toprakları. Sonra yavaş yavaş yapılaşma başlıyor. Merkeze girerken ana cadde üstünde ilk olarak yönetim binaları göze çarpıyor. Daha sonra merkezde büyük bir otel, Otel Diplomat, Çek Teknik  Üniversitesi yerleşkesi ve metro istasyonu geliyor. Çevrede 2 katlı binalardan oluşan konut alanları bulunuyor. Bizim kaldığımız otelde bu binaların arasında, yeşillikler içinde 2 katlı çok güzel ve temiz bir oteldi. Otelin adı Hotel Silenzio. Biz üniversiteye yakın olduğu için tercih ettik. Bizim bulunduğumuz yerin adı Dejvice (deyvitska); Prag 6 da yer alıyor ve Şehir merkezine (Old Town) metro ile 10 dakika uzaklıktaydı. Otel ise metro istasyonuna yürüyerek 15 dakika mesafedeydi. Aslında otelden ana caddeye indiğinizde tramvaylar geçiyor ancak iki durak arasında kaldığından metro istasyonuna yürümek daha mantıklı oluyordu. Sakin, sessiz güzel bir yerdi. Gece bile döndüğümüzde tedirgin olmadan otelimize gittik.
Ulaşım çok rahat Prag'ta. 3 ayrı aksta şehrin her yanına dağılan metro ve metro istasyonları  arası füniküler, tramvaylar, otobüsler bulunuyor.Her yere rahatça ulaşabiliyorsunuz. Üstelik nereden nereye gideceğinizi, hangi metroyu kullanacağınızı da çok rahat algılayabiliyorsunuz.

Turla gitmediğimiz için her binanın tarihini öğrenemedik, ya da önemli heryeri gezemedik. Gitmeden önce internet araştırması yapıp nereleri gezebileceğimizi kararlaştırmıştık. İlk olarak tarihi kent merkezinden başladık. 

Tarihi kent merkezi, Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Tarihi merkezin bulunduğu yer Mustek. Aslında Prag'ın her yerinde tarihin izlerini görmek mümkün Mustek'le sınırlı değil. Kent merkezi çok iyi korunmuş, ihtişamlı yapılardan oluşuyor. 2. dünya şavaşı sırasında Hitler'in bombalamaya kıyamadığı  2 şehirden biri (diğeri de Paris) olduğu söyleniyor. Savaş sırasında pek zarar görmemiş olması kentin tarihi önemini arttırıyor. Prag, Rönesans, Gotik ve Barok mimarisinin izlerini taşıyan binaları, sokakları, meydanları, heykelleri ve köprülerle süslenen Vltava nehri ile dünyanın dörtbir yanından gelen turistleri kendine hayran bırakıyor.


Prag'ta bir binanın dış cephesindeki heykeller
 
Astronomik Saat Kulesi

Loretta Kilisesi
   
Tarihi meydanda Prag'ın meşhur astronomik  saat kulesi bulunuyor. Saat kulesinin ilginç bir hikayesi var.Saat,15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hunuş Usta tarafından yapılmış.Hunuş Usta saati tamamladığında önemli bir kişi haline gelir. Hatta öyle ki ünü kralı bile geçer. Dünyanın her yerinden insanlar Prag'a saati görmeye gelir. Hunuş Usta, çeşitli ülkelerden teklifler alır ancak hiçbirini kabul etmez. Ancak, bu durum kralı çok rahatsız eder ve ustanın saati başka bir yerde yapmasını engellemek için Hunuş Usta'nın gözlerine mil çektirir. Kör olan Hunuş Usta bu duruma dayanamaz ve kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder, bu arada saati de bozarak kraldan intikamını almış olur. 50 Yıl boyunca hiçbir usta saati tamir edemez. 50 Yıl sonra saat tekrar çalışmaya başlar.Hunuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Bu Babil saatini göstermektedir. Hunuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiştir.Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.(kaynak:www.webhatti.com)

Saat kulesinin etrafı saat başlarında inanılmaz kalabalık oluyor. O sırada çevrede dolaşan bütün turistler kulenin etrafında toplanıyor. Eğer şanslıysanız saat vuruşlarını tamamladıktan sonra gösteriye başlıyor. Biz iki kez yakaladık, ancak insanların boş yere toplandığına da birkaç kez şahit olduk.




Prag Kalesi'nde Katedral
Prag gerçek bir sanat ve kültür şehri.Kentin sokaklarında dolaşırken her yerden klasik müzik sesleri yükseliyor. Kemanını çalan bir genç ya da birkaç enstürimandan oluşan küçük bir grupla karşılaşabilirsiniz her an. Metroya binen her 10 gencin birinde mutlaka bir müzik aleti bulunuyor. Belli ki müzik, kent merkezinde turistik amaçlı değil, insanlar gerçeken ilgi duyuyorlar. Kentte aynı anda onlarca etkinlik var. Birçok konser salonu, opera salonu, müzeler, sergiler...Hepsine de ilgi var.  Ben Prag'ta bir opera izlemeyi çok istiyordum ancak saatler uymadığı için gidemedik, ama çok güzel ve tarihi bir müzenin içinde klasik müzik konseri dinledik. Müzenin merdivenlerinde oturarak dinlediğimiz konser çok etkileyiciydi. Ayrıca, konferans etkinlikleri çerçevesinde bir manastırda klasik müzik konserine daha katıldık. O da gerçekten muhteşemdi. İstanbul'da da tarihi binalarımız otel yerine keşke opera, konser, sergi salonu gibi sanat etkinlikleri için kullanılsa diye geçirdim içimden tabii.


Narodni Müzesi (Ulusal Müze )
Kent merkezinden Vltava nehrine doğru gittiğinizde ünlü Charles Köprüsüne geliyorsunuz. Köprünün üzerinde ressamlar, kukla oynatıcıları, hediyelik eşya satıcıları, müzikleri ile köprünün kimliğini tamamlayan müzisyenler ve tabi ki her yerden fotoğraflar çekmeye çalışan turistlerle karşılaşıyorsunuz. Köprü Kral 4. Charles'in baş mimarı olan Peter Parler tarafından yaptırılmış. Üzerindeki heykellerin çoğu zaman içinde yıpranmasından ötürü kopyası ile değiştirilmiş. Şu an üzerinde 75 adet heykel bulunmakta. Biz Prag'ta olduğumuz süreçte heykeller onarımdaydı. O yüzden çoğunu göremedik. Köprünün üzerinde nehir  manzarası çok güzeldi. Charles Köprüsünün dışında 5-6 tane daha köprü bulunuyor. Ancak içlerinde araç trafiğine kapalı olan tek köprü Charles Köprüsü. Köprünün karşı kıyısında parklar bulunuyor. Kıyı da ördekler ve kuğular vardı. Hava da güzeldi, herkes parkların tadını çıkarıyordu.

Vlatava Nehri

Prag Kalesi ve Prag Kalesinden Şehrin Manzarası

 Kentin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri de Prag Kalesi. Kalenin içinde pek çok birim bulunuyor. Ayrı bir kent gibi. Saray, katedral, iki müze, Romanesk manastır ve galeriler, konser salonları, meydanlar...Saray ve katedral özellikle çok etkileyici. Kalenin kapısında iki muhafız duruyor. Nöbet değişimleri törenle yapılıyor. Saat kulesinde olduğu gibi nöbet değişimlerinde de tüm kalabalık toplanıyor. 

Katedralin dış yüzeyinde ürkütücü heykeller göze çarpıyor. İçerisini gezebilmek için uzun bir kuyrukta beklemek zorunda kaldık. Bu sırada da binayı inceleme fırsatımız oldu. Kalenin kurulduğu alan oldukça geniş. İçerisinde cafeler, parklar, restaurantlar bulunuyor. Şehrin en iyi manzara noktalarından biri burası sanırım. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer.


Prag Kalesindeki Katedralin İçinden Bir Görünüm

Kaleden şehre doğru inen basamak sayısını bilemediğim ama sıcak günlerde mola vermeden inilemeyecek merdivenler bulunuyor. Bu merdivenlerle eski kent merkezinin karşı kıyısına varıyorsunuz. Burası da çok güzel. Kent merkezine göre daha sakin ama yine turistik bir bölge. Franz Kafka'nın evi de bu bölgede yer alıyor. Her ne kadar turistik amaçlı olarak Kafka'nın evini müze olarak kullansalar da Çek halkının Kafka'yı sevmediğini öğrendik. Yine bu bölgede Prag'ın meşhur kuklacılarını da gördük. Ahşap kuklalar gerçekten çok etkileyicilerdi. Özellikle büyük olanları çok orjinaldi. Ancak fiyatları o kadar yüksekti ki alamadım.



Prag Kuklaları

Hediyelik eşya satan dükkanlardan birinde satıcı kız Türk olduğumuzu anladı ve yanımıza geldi. İngilizce,sizin filmlerinizi çok beğeniyorum dedi. Olabilir diye düşündük, ne de olsa pekçok yetenekli ve dünya çapında tanınan yönetmenlerimiz var artık. Bir diziniz var, hani kitaptan çevrilen, Yaprak Dökümü mü dedik, evet evet dedi. Ahhh Rıza Bey, ona çok üzülüyorum (ki o zaman henüz felç olmamıştı ) çok ağlıyorum onun için dedi. Bir de komik bir filminiz var, Recep İvedik, dedi. Onu da çok seviyormuş. Avrupa'da Türkler denince artık Yaprak Dökümü ve Recep İvedik akla geliyor !

Plancının Prag Notları:
Prag'ta ulaşım sorunu diye birşey yok, en azından İstanbul'da yaşayan biri olarak ben göremedim. Tüm Avrupa'da olduğu gibi toplu taşıma ile sistemli bir şekilde her yere ulaşım sağlanıyor. Araç kullanımı çok yoğun değil ancak giderek arttığı söyleniyor. Otopark sorunu da şu andan yok ancak araç sahipliliğinin artması durumunda otopark sorunu da oluşacaktır. Kentin bir ucundan diğer ucuna metro ve otobüs kullanarak ulaşmak mümkün. Herşey saatli ve programlı.

Kent 10 bölgeye ayrılmış. Tarihi kent merkezi 1 numaralı bölgeyi oluştururacak şekilde 10 ayrı bölgesi var. Adreslerde bu bölgeler kullanılıyor. Ayrıca altyapı çalışmaları da bu bölgelere göre yapılıyor.Tarihi kent merkezinde atıl bırakılmış bir yapı yok. Tüm binalara fonksiyon verilmiş. Kimi restaurant, kimi cafe, kimi günlük ticari fonksiyonlar için kullanılıyor. İşlek caddelerden birinde yer alan tarihi bir yapı grubunun dış cepheleri korunarak içi alışveriş merkezi haline getirilmiş. Ancak dışında herhangi bir bozulma yok. Tarihi yapıların dekor olarak kullanılmaya çalışılması bize özgü değil demek ki. Kapitalist düzen burada da etkisini göstermeye başlamış. Dünyanın her yerini ele geçiren fastfood yiyecekler zincirlerini  ve cafeleri burada da görmek mümkün.Mekanları tek düze hale getiren ve yöresel kültürü yavaş yavaş ortadan kaldıran bu sisteme karşıyım. Özellikle de seyahati yemekten bağımsız düşünemeyen biri olarak fastfood kültürünün (bu bir kültürse) yerini Avrupa'da yavaş yavaş yaygınlaşan slowfood kültürünün almasını bekliyorum.(Gerçi plancı değilde Prag'da yiyecek birşey bulamayan aç bir turist gözüyle çok da karşı duramıyorum. )

Prag'ta tarihi binalar sadece kent merkezi ile sınırlı değil, şehrin her yerinde görmek mümkün. Metro ile merkezden  biraz uzaklaştığınızda şehrin kendi nüfusu için olan ticaret alanlarının yoğunlaştığı bölgelere ulaşıyorsunuz. Yine merkezden uzaklaştıkça konut alanları da yoğunlaşıyor. Elimizde sınırsız seyahat kartımız olduğu için metroya, otobüse binip şehrin çeşitli yerlerini gezdik. Bazen istastonda inip, birkaç sokak gezip tekrar kaldığımız yerden devam ettik. Bu arayışlarımızdan birinde televizyon kulesini gördük. Hiçbir özelliği olmayan bir kuleyi ekledikleri birkaç sevimli heykelle nasıl turistik amaçlı kullandıklarına şahit olduk. Çok yaratıcı ve bence çok da başarılı....


Prag Televizyon Kulesi


Tarihi yapıların içinde onlarla tamamen tezat yeni bir bina inşa edilmiş. Adını da "danseden binalar" koymuşlar. Tarihi yapıların arasında günümüz mimarisini yansıtan binalar olmasına karşı değilim ancak bu binaları beğenmedim. Bana göre reklamını yaptıkları kadar bir özellikleri yoktu. Görmeseniz de olur.


Danseden Binalar

Metronun son istasyonunda sanayi alanları ve depolar bulunuyor. Ayrıca outletlere de buradan kalkan servis otobüsleri ile ulaşılabiliyor. Biz Demir'e  hediye bulmak amacı ile  dolaştık ama pek bir özelliği yoktu. Dışarıdan çok büyük görülen alışveriş merkezlerinde, alanın üçte ikisini otoparka ayırmışlar. Geri kalan üçte birinde ise mağazalar bulunuyor. Yeraltı otoparklarından haberleri yok sanırım....

Prag alışveriş için uygun biryer değil bana göre. Türkiye'de de olan birkaç mağazaya girdim fiyat karşılaştırması yapmak için, fiyatlar da ürünler de aynıydı. Boş yere birşeyler taşımanın da para harcamanın da anlamı yok. Ülkemizde herşey fazlası ile var. Tabii ki oğluma söz verdiğim hediyeleri aldım. En korkunç dinazorları buldum. Oyuncakların fiyatları bizdeki oyuncakçılara göre daha uygundu.

Prag'ta Yeme-İçme
Prag yemek konusunda oldukça ucuz bir şehir. Çek kronunun kullanılıyor olması ve tamamen euroya geçmemiş olmaları büyük avantaj. Yeme-içme ucuz ancak bizim damak tadımıza uygun seçenekler bulmak zor. Mc donalds, Kentucky Fried Chiken ve İtalyan restorantları sayesinde karnımızı doyurduk. Ancak Çek'lere özgü birşey yemedik. Aslında geyik etini merak ediyordum ama rastlamadık.

Yemekleri konusunda yorum yapamıyorum ama tatlıları ve dondurmaları çok güzeldi. Üstteki resimdeki dondurma cafe Slavia'dan. Prag'tayken bana e-maille buraya gitmemi öneren Hilal'e sonsuz teşekkürler. Hem Vltava Nehrine bakan manzarası hem de yiyecek ve içecekleri çok güzeldi. Üstelik fiyatları da gayet uygundu. Bu cafenin önemli bir özelliği Nazım Hikmet'in Prag'ta yaşadığı 1956-1958 yılları arasında buraya gelmiş olması. Söylendiğine göre Nazım Hikmet cafede otururken İstanbul'u  özleyerek hüzünlenmiş ve O'nun hüzünlü halini gören Prag'lı bir ressam Nazım Hikmet'in resmini yapmış. Resim cafenin duvarında asılıymış. (Ben hikayesini sonradan öğrendiğim için dikkat etmemiştim.)
 

Slvia Cafe

İlk 1-2 gün Tarihi kent merkezinde birşeyler yedik, daha sonra yakın çevrede çok güzel yerler keşfettik. Üstelik fiyatları da merkeze göre neredeyse yarı yarıya fark ediyordu. Özellikle Prag'lıların gittiği yerleri bulabilirseniz, hem uygun hem de güzel şeyler bulabiliyorsunuz.

Prag'ta neredeyse gördüğüm tüm marketleri gezdim.  Değişik birşeyler bulabilir miyim diye ama çok fazla birşey bulamadım. 1-2 pasta süsleme malzemesi alsam da ben daha güzel şeyler bulmayı ümit ediyordum.


Notlar.....
Çek'ler gördüğümüz kadarıyla sıcak kanlı insanlar değiller. Ama bu tersler yada kabalar anlamına gelmesin, gayet saygılı, kendi hallerinde insanlar. Özellikle bizi en çok şaşırtan şey gençlerin saygısıydı. Türk gençleri büyüklerine saygılıdır sözünün çoktan laflarda kaldığı günümüzde, Çek gençlerinin ne kadar saygılı olduğunu gördük. Metro'da otobüste gençler oturmuyorlar bile, ya da otursalar da kendilerinden büyük biri bindiği anda hemen kalkıyorlar. Herkes kendi halinde, kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes kitap, gazete okuyor.

Prag'ta bize ilginç gelen şeylerden biri de  dilenciler oldu. Dilenciler dizlerinin üstünde yere kapaklanıyor ve kesinlikle yüzlerini göstermiyorlar. Bu şekilde dileniyorlar. Yalnız alttaki fotoğrafta gördüğünüz gibi dilencinin elinde mc donalds bardağı ve ayağında da conversler var ..:)

Prag'ta Dilenciler

Biz Prag'a doymadık. Fırsatım olursa yine gitmek isterim. Birkaç günlük deneyimimle Prag'ın uzun süreli yaşanabilecek bir yer olduğunu söyleyebilirim.

Prag'ta yapamadıklarım:
  • Kukla tiyatrosuna gitmek,
  • Opera izlemek,
  • Nehirde Jaz eşliğinde botlarda gezinti yapmak,
  • Geyik Eti yemek,
  • Prag Hayvanat Bahçesine gitmek,
  • Kemikli  kiliseyi görmek,
  • Karlovy Vary'e gitmek,
  • Kukla almak.
Baharda bir yerlere kaçmak isterseniz Prag güzel bir seçenek olabilir. Ben yazıyı hazırlarken seyahate çıkmayı çok özlediğimi farkettim. Yaza kadar bekleyebilir miyim bilmiyorum....

Sevgiler.....

  

29 Kasım 2010 Pazartesi

Kireçte Kabak Tatlısı Evde Yapılır mı???



Kadıköy Çiya'da yediğimizden beri aklımızda olan kireçte kabak  tatlısını sonunda yaptık. Antakya usulü olan kireçte kabak tatlısını daha önce de duymuştum ama ilk olarak Çiya'da yedim. Kabak tatlısını pek sevmeyen ben, bu dışı çıtır çıtır, ısırınca içinden balı akan kabak tatlısına bayıldım.Bir de tahin ve cevizle servis edilince eşim de ben de  tadına doyamadık. Tatlı o kadar mükemmel görünüyordu ki evde yapılabileceğini hiç düşünmemiştim. Ta ki Bozcaada Bağbadem'in sabah kahvaltısında reçel olarak karşımıza çıkana kadar. Reçeli de tatlısı kadar güzeldi. Reçeli ince ince doğranmış ve çıtır çıtırdı. Reçeli çok beğendiğimizi söyleyince Bilgütay Hanım, reçeli kendilerinin yaptığını söyledi ve tarifini verdi. İlk kez, balkabağının çıkması için sonbaharı bekledim.


Bayram tatiline girdiğimiz pazar günü kabaklarımızı aldık. O gün Demir biraz keyifsizdi, kireçte almamıştık, erteledik. Ertesi gün ancak akşamüstü kireç alabildik. Elimizdeki reçel tarifini  ve internetten bulduğumuz tatlı tarifini elimize alarak işe başladık.İlk olarak kirecin kaymağını hazırlamamız gerekiyordu. Kirecin kaymağı neydi, nasıl anlayacaktık hiçbir fikrimiz yoktu ama malzemeleri almıştık bir kere. Mutfakta kullandığımız bir leğenin içine 5 litre suyu ve 1 kase kadar kireci boşalttık. Tariflerde yarım saat bekletin diyordu ama biz 1 saat kadar bekledik kirecin çökmesi için. 1 saat kadar sonra kireç dibine çöktü, üstünde de bulanık bir su kaldı. Bu suyu başka bir kabın içine aldık.Bu arada pazardan aldığım hazır soyulmuş kabakları, yeşil kısımlarını temizleyip, çok kalın olanları ikiye bölerek hazırladım. Benim bu işlemim sonucunda 2 kilo kabaktan 1 kilo kabak kaldı. Tabi ben kabaktan anlamadığım için bu kadar fire verdim.Pazardan alırken buna dikkat ederseniz eminim çok daha az bir kayıpla tatlıya başlayabilirsiniz.





Uzun dikdörtgenler haline gelen kabakları ayırdığım kireçli suyun içine attım ve yaklaşık 6 saat kadar beklettim. Aslında internetten bulduğum tarifte bütün gece bekletin diyordu, reçelin tarifinde ise 4 saat. Ben akşamüstü yapmaya başladığım için bütün gece çok uzun olacaktı o yüzden yatmadan önce çıkardım kabakları sudan. Belki 2 saat daha durabilirdi. Çıkarttıktan sonra kabakları tek tek musluğun altında yıkadım ve içine su doldurduğum bir başka kabın içine attım. Orada da 4-5 saat kadar beklettim. (Aslında 2 saat yazıyordu ama ben gece yarısı yapmaya kalktığımdan birkaç saat bari uyuyayım dedim )  Bu arada şerbeti de hazırladım. Şerbet (soğuğa yakın) ılıkken kabaklar atılırsa daha güzel oluyormuş.
(Şerbet için 1 kilo kabağa 6 su bardağı şeker, 7 su bardağı su kullandım. )
Sabah 6'da kalktım, kabakları tekrar yıkadım, kuruladım ve şerbetin içine attım. Kısık ateşte 2.5 saat kadar kaynattım. Üzerine de kabaklar şerbete batsınlar diye bir tabak koydum.

Ocağın altını kapatmadan 5 dakika önce limon tuzunu ekledim ve 5 dakika daha kaynattım. Sonra soğumasını bekledim. Soğuduktan sonra tıpkı Çiya'daki gibi tahin ve ceviz ile servis yaptım. Eşim bayıldı. Açıksözlülüğüne güvendiğim eşimin "Çiya'daki kadar güzel olmuş" demesi bütün gece uykusuz kalmamı unutturdu. O da belki bunun için dedi :)

Aynı tarifle -belki farklı sürelerle- incir tatlısı-reçeli, taze ceviz tatlısı-reçeli, patlıcan reçeli ve daha aklıma gelmeyen yeni lezzetler elde etmek mümkün. Biraz zaman alan ama zor olmayan bir tarif. Eğer siz de Antakya usulü bu tatlıyı seviyorsanız mutlaka deneyin, istediğiniz tadı elde edeceksiniz....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....


28 Kasım 2010 Pazar

Kahvenin Yanına:Truf



Ramazan Bayramında fotoğraflarını yayınladığım truflerin tarifini nihayet ekleyebildim.

Truf Tarifi için tıklayın...

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....

24 Kasım 2010 Çarşamba

Öğretmenlere kucak dolusu kurabiyeler

Çiçek kurabiyelerin kutusu


Bugün öğretmenler günü. Emek, sabır, sevgi ve büyük bir özveri ile her yaşta öğrenciyi yetiştirmeye, hayata hazırlamaya çalışan tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyorum.

Bu kurabiyeleri de bu sene ana sınıfına başlayan Demir'in öğretmenleri için hazırladım.


Çiçek Kurabiyeler




Kurabiyelerin tarifini pastacı'nın sitesinden aldım. Hamuru merdane yardımı ile açtıktan sonra çiçek kalıpla kestim ve fırına verdim. Ancak, kabartma tozunu göz kararı koymamdan ya da hamurun kalınlığından kaynaklanan bir sebeple çiçekler biraz fazla büyüdü. Şeker hamurunu aynı kalıpla kesince tabii biraz küçük kaldılar. İlk başta çok canım sıkılsa da, birkaç tane yaptıktan sonra böyle de güzel olduklarına karar verdim. Yine de bir daha ki sefere ölçülere bağlı kalmaya kararlıyım.

Kurabiye kutusunu ise Eminönü'nde Zeynep'in keşfiyle bulduğumuz bir dükkandan aldım. Eminönü, İstanbul'un ve dolayısıyla Türkiye'de ticaretin kalbi. Aradığınız hatta aramadığınız herşeyi buluyorsunuz burada. Eminönü ile ilgili bir dosya hazırlıyorum. Eminönü'nde nerede, ne satılır; ne yenir- içilir... Fotoğraflar ve haritalarla desteklemeyi düşündüğüm bu projenin hayata geçmesi biraz zaman alabilir.

Siz de istediğiniz  şekillerde kısa zamanda hazırlayacağınız  kurabiyelerinizi böyle sevimli kutulara koyarak  özel bir günde hediye olarak götürebilirsiniz, ya da sıradan bir günde böyle güzel bir kutu hazırlayarak gününüzü özel yapabilirsiniz.

Herkese sevgiler,


Kurabiyenin Malzemeleri

1 Bardak un
1 Bardak pudra şekeri
1 Çay bardağı mısır nişastası
150 gr. tereyağ (oda ısısında)
1 Yumurta (oda ısısında)
1 çay kaşığı toz zencefil
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı (silme) karbonat

Tüm malzemeyi ekleyip karıştırıyorsunuz. Daha sonra buğday nişastası ile kıvamını kulak memesi yumuşaklığında ve tezgahta açılabilecek yumuşaklığıa getiriyorsunuz. Tezgahta 2 cm kalınlığında açarak kalıpla istediğiniz şekli vererek 180 derecede ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişiriyorsunuz. Şeker hamurunu kurabiyeler soğuduktan sonra balla yapıştırabilirsiniz. Afiyet Olsun...

19 Kasım 2010 Cuma

Ayvalık Kaçamağı

Geçen sene kasım ayında havaların güzel gittiği bir hafta yılın son izinlerini kullanarak eşim ve oğlumla bir kaçamak yapmaya karar verdik. Kışın soğuk yüzü kendini göstermeden ve bizleri eve kapatmadan önce İstanbul'dan kaçtık. İlk olarak bu tatilin aklımıza düşmesine neden olan eşimin işi için Bursa'ya uğradık. Bursa'ya kadar gitmişken yıllardır gitmek istediğimiz Ayvalık'a da gidebiliriz diye düşündük daha sonra. Bu sefer program yapmadan yola çıkalım neresi karşımıza çıkarsa orada kalırız dedik. Dedik ama içimiz rahat etmedi ve son gece internetten küçük bir araştırma sonucunda birkaç yerin telefonunu ve adresini aldık yanımıza. Yola çıktık Bursa'ya vardık. Bursa'ya kadar gelmişken iskender yemeden olmaz tabi, önce iskenderimizi yedik daha sonra Koza Han'da kahvemizi içtik ve yola koyulduk.
Koza Han'ın orta avlusu

Ben hayatımın iki ayrı dönemini Bursa'da geçirdim. Bursa'ya ilk gittiğimizde ilkokul 4. sınıfa başlayacaktım. O sırada Milas'tan geliyorduk. Orhaneli Termik Santralinin yapımının başladığı yıllardı. 4.5 senemiz Termik Santralin lojmanlarında geçti.Çocukluğu geçirmek için çok güzel yerlerdi.  İkinci gelişimiz ise İzmir'den oldu. Bu sefer Bursa'nın içinde oturduk. Ben lise 2 ve 3 'ü burada bitirdim. Daha sonra üniversiteyi kazanınca İstanbul'a adım attım. Sanırım gezdiğimiz yerler içinde en sevdiğim yerlerden biri Bursa'dır. Üniversitede arkadaşlarımın çoğu beni hala Bursa'lı zanneder...

Bursa'dan ayrılmamız zor oldu, saatler çabuk geçti. Ayvalık'a akşam geç varacağımızı anlayınca işimizi şansa bırakmayalım dedik ve yolda elimizdeki listedeki ilk yeri aradık ve yer ayırttık.  Aradığımız otel Edremit'in Çamlıbel köyünde bulunan Zeytinbağı adında bir butik oteldi. Bir gece önceki araştırmamda otel ile ilgili fotoğrafları çok beğendim ve otelin yemekleri ile ilgili yazılanlar bu oteli ilk sıraya almama neden oldu.

Akşam 7.30 gibi kalacağımız otele vardık. Navigasyon olmasa  Kaz dağlarının eteğinde bir köyün içindeki oteli akşam karanlığında   biraz zor bulurduk sanırım. Ne ile karşılaşacağımızı bilmeden otele girdik. Tek katlı taş binalardan oluşan otel odamıza girince hayran kaldım. Odanın sadeliği, otantik havası, tavan süslemeleri beni çok etkiledi. Yorgunluğumuzu attıktan sonra birşeyler yemek için restaurant kısmına geçtik. Anlaşılan otelde bizden başka kimse yoktu. Bu bizim için çok iyi oldu, Demir rahat rahat -o sıralar düşkün olduğu- tiyatrosunu yapabildi. Şöminenin önünde ayrılan masamızda birbirinden güzel soğuk- sıcak mezeler, Kaz dağlarından toplanan otlarla hazırlanan salatalar, taze balıklar hepsi muhteşemdi.




Orada öğrendik ki otel usta tiyatrocu Tuncel Kurtiz'e ve kayınbiraderi Erhan Şeker'e  aitmiş. Otelin her köşesinde sanatçı inceliğini ve yalınlığını görmek mümkün. Özellikle okuma ve televizyon odasının havası, mobilyaları, renkleri muhteşemdi. Bizim tek şanssızlığımız Tuncel Kurtiz'in orada olduğu bir haftaya denk gelmeyişimizdi. Otelde çalışanların ve sonradan giden arkadaşlarımızın anlattığına göre tadına doyulmaz bir masa sohbeti yaşatıyormuş gidenlere. Belki bir daha ki sefere....


Zeytinbağı otelin okuma-tv odası

Zeytinbağı otelin okuma-tv odasında bir sandık



Gezimizde bize eşlik eden çeşitli hayvanlarımız ve çiftçi Hasan

Dağ havasında uyunan güzel bir uykudan sonra ertesi sabah kahvaltısı bize Ayvalık'a ne için geldiğimizi unutturdu. Akşam yemeğinde neler olabilir onu düşündürmeye başlattı. Sanki amacımız Ayvalık'a gelmek değilde, Zeytinbağı'na gelmekmiş. Kuş sütünün eksik olduğu kahvaltı masasında yine taze otlar, börekler, acıkalar, reçeller muhteşemdi. Biraz zor olsa da kahvaltı masasından ayrıldık ve biraz dolaşmak üzere otelden ayrıldık.

Kaz dağlarından aşağıya indikçe hayal kırıklığına uğradık. Egenin güzelim sahili ikinci konut furyasına teslim olmuştu. Yazın çok hareketli olduğuna emin olduğum yerlerde şimdi in cin bile top oynamıyordu. Her yer birbirinin aynı, İstanbul'un yoğunluğunu aratmayacak bir konut yığını. Hem plancı olarak hem de vicdanlı bir insan olarak içimi acıttı. İnsanoğlunun güzelliklere sahip olma ve yalnız benim olsun duygusu bu yığınları oluşturuyor. Yılda on günümü geçirsemde bu eşsiz güzelliğin bir parçası benim olsun!!! diyerek karış karış imara açılmış heryer ve en kötüsü dönüşü yok...

Ayvalık gezimize ilk olarak Alibey, nam-ı diğer Cunda adasından başladık. Burada da ilk olarak Taş Kahve'de Türk kahvemizi içtik. (Nerede olursak olalım hafta içi akşamları, tatil günlerinde ise sabah akşam Türk kahvemizi içeriz eşimle.) Biz kahvelerimizi yudumlarken Demir'de kedilerle oynadı. Tam adaya yakışır biçimde balıkçılar ve etraflarında da birsürü kediler...








Kahve keyfinden sonra Cunda'nın sokaklarını gezmeye başladık. Mevsimden dolayı pek bir misafir bekliyormuş havaları yoktu esnafın. Ara sokaklarını gezdik, taş binaların fotoğraflarını çektik ve Demir'e birşeyler yedirmek için bir cafeye girdik. Çok sevimli, küçük ve sıcak bir sahibi olan bir cafeydi burası. Hemen birşeyler hazırlamaya giriştiler. Biraz konuşunca İstanbul'dan kaçan bir çift olduklarını öğrendik. Finans ve bilişim sektöründe çalışan çift sonunda herşeyi bırakıp Cunda'ya yerleşmişler ve yeni bir hayat kurmuşlar kendilerine. Çok da mutlu görünüyorlar. Bu hikayeler beni çok kıskandırıyor. İstanbul insanı öylesine yıpratıyor ve yoruyor ki insanın aklının bir köşesinde hep kaçış planları yatıyor.

Cunda'dan ayrılmadan önce Ayvalık'a kadar gelmişken zeytinyağı almadan gitmek olmaz dedik ve oturduğumuz cafenin sahibinin önerdiği Has Ada Zeytinyağları'ndan yağımızı ve sabunlarımızı aldık. Biz çok beğendik, İstanbul'a da sipariş üzerine kargo ile gönderiyorlarmış, ancak tek dükkanları orasıymış başka bir yer açmayı düşünmüyorlarmış. Ayrıca internette okuduğum karadeniz pastanesinin sakızlı kurabiyelerinden de aldık yolda yemek için. Ben daha lezzetli bir kurabiye bekliyordum ama sakız aromasını çok seviyorsanız deneyebilirsiniz...

Cunda'dan sonra Şeytan Sofrasına çıkalım dedik. Mevsim dolayısı ile her yer kapalı ve hava soğuktu. Ama manzara gerçekten çok güzeldi.

Şeytan Sofrasından Ayvalık ve Adalar Manzarası

Şeytan sofrasından ayrıldıktan sonra artık hava kararmaya başlamıştı, otele dönmeye karar verdik. Akşam yemeğinde bizi birbirinden güzel gurme lezzetler bekliyordu. Özellikle aklımda kalanlar, narlı zeytin salatası ve Kaz dağlarından topladıkları bir mantarı kızartarak hazırladıkları bir ara sıcaktı. Bu mantarın yanında getirdikleri acı biber reçeli ise muhteşemdi. Otelin yemek kursları, arkeoloji ve botanik gezileri hizmetleri de bulunuyor. Birgün fırsatım bulursam Erhan Bey'in kurslarına katılmayı çok isterim.

Ayvalık kaçamağımız tesadüfen bulduğumuz Zeytinbağı oteli sayesinde çok güzel geçti. Sizin de yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, kalmasanız bile yemeklerinin tadına bakın, el yapımı sabunlarından, reçellerinden alın, Çamlıbel köyünde bir yürüyüş yapın Kaz Dağlarının temiz havasını içinize çekin....

Ayvalık'tan almak isteyipte alamadığım tek şey ise çam fıstığı oldu. Ayvalık'ın köylerinde (özellikle Bağyüzü köyü-Ayvalık'a 32 km uzaklıkta) yetiştiğini öğrendiğim çamfıstığını nefis dolmalarında kullansınlar diye anneme ve kayınvalideme almak istiyordum ama son gün havanın yağmurlu olması nedeniyle gecikmeden yola çıktık, fıstıklarda bir sonraki geziye kaldı.

Bu kısa tatil bize çok iyi geldi, bu bayramı hasta olup evde geçirince geçmiş tatillerle avundum bende....

Sevgiler....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....





15 Kasım 2010 Pazartesi

Glutensiz ve Sütsüz Pasta Olur mu???



Bundan birkaç ay önce sevgili kuzenim Dilara'nın besin intolerans testi yaptırması sonucu vüdununun glutene (Gluten, buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan bir proteindir.), süt ve süt ürünlerine karşı direncinin düşük olduğu ortaya çıktı. Bir süre glutenli besinlerden ve süt ürünlerinden uzak durması gerekiyordu. Dilara'nın tiroid ile ilgili kullandığı ilaçların işe yarayabilmesi için bu perhize uyması gerektiğini söyledi doktoru. 

Glutenli ürünleri ve süt ürünlerini çıkarttığınız zaman yiyecek birşeyler bulmanız gerçekten zorlaşıyor. Özellikle de hamur işlerine ve  tatlıya düşkün biriyseniz.Hayatınızdan ekmeği, makarnayı, tüm unlu mamulleri, sütü, peyniri yoğurdu ve daha pek çok şeyi çıkartmanız gerekiyor.

İnsan pek çok şeyi ancak başına geldiği zaman öğreniyor. Ben süt ürünleri alerjisini daha önce çok yakın bir arkadaşımın oğlu sevgili Barkın'da ilk olarak duymuşturm. Barkın'ın alerjisi ortaya çıktığında Aysel hemen araştırmalar yapmış ve soya sütünü bulmuştu. Soya sütü sayesinde Barkın'a sütlü tatlılar yapabilmişti. Hatta İstanbul'a geldikerinde soya sütünden pasta yapmıştım Barkın'a.

Gluten alerjisini ise oğlumu büyütürken okuduğum çeşitli yayınlardan biliyordum. Dünyadaki her 100 kişiden birinin glutene alerjisi olduğunu ve bu hastalığın adının ÇÖLYAK hastalığı olduğunu,  üstelik Dilara'nınki gibi bir süreliğine değil ömür boyu glutenden uzak durması gereken pek çok insanın bulunduğunu öğrendim. Hatta bu konuda kurulmuş bir dernek bile var. Ayrıntılı bilgi almak isterseniz http://www.colyak.org.tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Dilara'nın kardeşi olan diğer kuzenim Didar'ın doğumgününde Dilara'nın da yiyebileceği bir pasta yapmak isteyince konuya olan ilgim arttı. Biraz araştırmadan sonra aslında bu sorunun oldukça yaygın olduğunu gördüm.Büyük marketlerde gluten alerjisine karşı satılan ürünler bulmak mümkün.Ayrıca İhe İstanbul Halk Ekmekte önceden sipariş vermeniz durumunda glutensiz ürünlerinden getiriyorlar veya size gönderiyorlar.http://www.ihe.com.tr/gluten.asp bu adresten siteye ulaşabilirsiniz.

Marketlerde glutensiz un, glutensiz makarna gibi ürünler satılıyor. Benim ihtiyacım olan yapmayı düşündüğüm pasta için glutensiz un ve süt yerine kullanabileceğim bir üründü. Glutensiz unu buldum, süt yerine ise markette daha önce de dikkatimi çeken ancak ne için kullanacağımı bilemediğim konserve hindistan sütünü aldım. Aslında soya sütü de kullanılabilir ama Dilara'nın soyaya karşı da toleranssız olduğu ortaya çıkmıştı.

Pastanın kekinin tarifini glutensiz un kutusunun arkasında yazan kek tarifinden alabilirsiniz yada benim gibi her zaman yaptığınız kek tarifini kullanabilirsiniz. Tarifin içindeki sütü hindistan cevizi sütü ile değiştirdim.Tarifteki malzemeleri kullanarak keki hazırladıktan sonra yine hindistan cevizi sütünü kullanarak kremayı ve resimde görmüş olduğunuz pastayı hazırladım. Pasta Didar'ın doğumgünü içindi ama Dilara çok daha fazla mutlu oldu.

Malzemeler:

Kek için
3 su bardağı glutensiz un (Ben Sinangil marka buldum)
3 yumurta
1 su bardağı hindistan cevizi sütü (konserve olarak satılıyor)
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı toz şeker
2-3 damla sıvı vanilya
yarım paket kabartma tozu (glutensiz olanlarını bulmak mümkün)

Krema İçin
2 bardak hindistan cevizi sütü

1 fincan toz şeker
1 fincan glutensiz un veya mısır nişastası
vanilya (sıvı olursa 2 damla, toz olarak 1 paket)



Not: Ben kekin sadece üstünü krema ile kapladığım için kremayı yarım ölçek hazırladım.

Aslında tarifin çok fazla bir özelliği yok, burada anlatmak istediğim, çocuğunuz, yakınınız veya siz çeşitli hastalıklar nedeniyle bir çok besini yiyemiyor olabilirsiniz, ancak biraz araştırma ile sevdiğiniz yiyecekleri hazırlayabileceğiniz alternatif ürünler bulmanızın mümkün.  Sizin de besin alerjisi ile ilgili deneyimleriniz varsa paylaşın. Belki birinin işine yarar.

Herkese sevgiler, iyi bayramlar....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....


4 Kasım 2010 Perşembe

Korsan Gemisi Pasta ve Korsan Kurabiyeler




Demir'in okulda yapılacak  olan doğumgünü partisi için seçtiğimiz tema korsanlardı. Korsan gemisi şeklinde bir pasta ve üzerinde küçük korsanlar yapmayı planladım. Bu sefer pastanın kremasını sürdükten sonra 1 gece dolapta beklettim, sonuç çok daha başarılı oldu. Korsan figürlerini de yine 1-2 gün önceden hazırladım. Pazartesi sabahı Demir'i okula bırakır bırakmaz pastaya başladım. Saat 11'e kadar vaktim vardı. İlk olarak geminin gövdesini yapmaya başladım. Ahşap görünümü vermek için açtığım hamura kürdanla şekiller çizip üzerini tarçınla kapladım. Tarçının çizgilerin arasına girmesi ile istediğim görüntüyü elde ettim.
Şeker hamurundan ahşap yapımı



Daha sonra pastayı bu hamurla kapladım ve diğer parçaları yapmaya başladım. Zamanım kısıtlı olduğundan çok fazla birşey yapamadım, olmazsa olmazları yapmaya karar verdim. Korsan gemisinin yelkenlisi, bir hazine sandığı, çapa ve zinciri.... Geminin formunu da biraz daha geliştirdikten sonra pasta hazır oldu. Ayrıca korsan konseptimizi tamamlamak için 1 gün önceden hazırladığım korsan kurabiyeleri de paketleyip, kutulara yerleştirdim.


Korsan Gemisinin çapası ve zinciri

                                                                                                    
Kaptan korsan ve yardımcısı





Geminin yelkeni, korsanlar, hazine sandığı....


    



Korsan Gemisi Pasta
Pastanın evden çıkmadan önceki son hali. Diğer parçaları okulda yerleştirdiğimden pastanın yakından fotoğrafını çekmeye fısat bulamadık.

Korsan Kurabiyeler
Korsan kurabiyeler. Yapımı kolay ve zevkli oldu. Çocuklar en çok onlara bayıldı.



Demir, öğretmeni, arkadaşları ve pastanın son hali....



Nice senelere canım, iyi ki doğdun, iyi ki varsın.....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....