NESLİ'NİN KONULARI

23 Nisan 2010 Cuma

Çilek Zamanı

Çocukluğumdan beri her sene ocak- şubat gibi canım bahar meyvelerini çekmeye başlar ve nisana kadar zaman zor geçer. Nisanda önce çilek çıkar, arkasından erik ve kiraz... Baharda en sevdiğim şey, pazardan aldığım taze meyveleri cam bir tabağa koyup, film izlerken veya kitap okurken atıştırmaktır. Son bir kaç yıldır bu daha da keyifli çünkü oğlumda benimle birlikte bekliyor. Ve yaz meyvelerinin tadını birlikte çıkartıyoruz.

Arkadaşlarım blogumda oğlum Demir'e ve mutfak merakıma mutlaka yer vermem gerektiğini söyledikleri zaman aklıma ikisini birarada yapabileceğim bir konu geldi. Baharın da gelmesi vesilesiyle hem yapımı çok kolay  hem de çok lezzetli olan bir çilekli pasta tarifini sizlerle paylaşmaya karar verdim. Resimli anlatımlarıyla beraber... 

Bu pastayı Demir yaptı. Henüz bıçak kullanması ve ocak başında krema hazırlaması mümkün olmadığı için ben  kremayı ve çilekleri hazırladım. Gerisini o halletti. Ben de fotoğrafladım sadece. Demir 4.5 yaşında. 2 yaşındayken, Fransa'da yaşayan  ve aşçı olan bir farenin hikayesini anlatan Ratatouille isimli animasyonu izlediği günden beri aşçı olmak istiyor. Pasta, omlet, sandviç yapabiliyor, koku ve tat alma duyuları gerçekten çok hassas, Paris'e aşçılık okuluna gitmeyi hayal ediyor. Bizde tüm kalbimizle destekliyoruz.. Resimlerde de gördüğünüz gibi aşçı elbisemiz bile var.



Pastanın Tarifi
Bu pastamızda hazır pasta tabanı kullandık, tek kat yaptık böylece hafif oldu. İlk olarak pasta tabanını süt+şeker ve 1-2 damla sıvı vanilya ile ıslattık, daha sonra üzerini kremayla kapladık ve çileklerimizi dizdik. Buzdolabında 1-2 saat beklettikten sonra kahvenin yanında keyifle yedik.

Afiyet olsun...
Kremanın tarifi:
500 ml. süt
1,5 fincan toz şeker
1 fincan un veya mısır nişastası
vanilya (sıvı olursa 2 damla, toz olarak 1 paket)
yarım paket labne peynir (ben Trakya beyaz kullanıyorum)

Un ve şekeri karıştırıp üzerine sütü ilave edin, vanilyayı da karıştırıp kaynayana kadar karıştırın. Kaynadıktan sonra kısık ateşte 5 dakika daha karıştırıp ocaktan alın. Soğuduktan sonra peyniri ilave edin ve çırpın. Kremanız hazır.

Not:Aynı kremayı kullanarak, pasta tabanı yerine kedi dili  (savayer)kullanarak da bu pastayı yapabilirsiniz.

18 Nisan 2010 Pazar

Beypazarı
















Beypazarı

İlk kahve sohbetimiz için 2 sene önce yaptığımız bir bahar kaçamağını seçtim.

Bir kış boyu baharı bekledikten sonra havaların ısınmasıyla beraber tatil planları da başlıyor. Yine aynı durumda olduğumdan ve şu sıralar bir yere gidemediğimden daha önce 2 günlüğüne gittiğimiz Beypazarı gezimiz aklıma geldi paylaşmak için. Belki gidecek biryerler arayanlar vardır, rehber olur.
2008 mayıs ayında, İstanbul'a kısa bir yolculukla gidilecek kadar yakın olan , ama aynı zamanda şehir hayatından uzak yerlere bakarken Beypazarı aklımıza geldi. O zaman henüz 2,5 yaşında olan oğlum, eşim ve ben, yakın arkadaşlarımız Zeynep ve eşiyle beraber (henüz küçük Bulut aramıza katılmamıştı) yola çıktık. Demir'le ilk kez uzun yola gidiyorduk. Demir'de gezmeyi sevdiğinden yollarda sorun çıkmadı. Yolda Mudurnu'da yemek molası verdik. Haftasonu turist bekleyen kentte tek turist bizdik. Yemek yemek için güzel ve tarihi bir konak bulduk. Yöresel yemekleri tercih ettik. Gelen herşey çok güzel ve lezzetliydi. Mudurnu'nun içinde kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra yolumuza devam ettik. Beypazarına vardığımızda akşam olmak üzereydi. Konaklayacağımız yeri internetten seçmiştik. Zeynep'le uzun süren araştırmalardan sonra Beypazarı'nın dışında yeşillikler içinde bir yer bulmuştuk. Yeşillikler kısmı gerçekten güzeldi ama odalar düşündüğümüz gibi çıkmadı. İnternetten oda seçerken biraz daha dikkatli olmamız gerektiğine karar verdik...


Akşam yemeği için Beypazarı tarihi merkezine gittik. Cuma akşamı kimse turist beklemiyordu, herkes kendi halindeydi. Biraz hayal kırıklığı içinde yemeğimizi yedikten sonra odalarımıza döndük. Ertesi gün bizi bambaşka bir Beypazarı bekliyordu. Sokaklar insanlarla dolmuştu. Tüm esnaf ilgili, yollara tezgahlar kurulmuş kiminde yöresel lezzetler, kiminde el sanatları satılıyordu. Bu hali, hakkında birçok yazı okuduğumuz Beypazarı'ydı gerçekten. Kendimizi sokaklarına attık, hem gezdik hem de alışveriş yaptık... Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz dolmalar öğle yemeğimizden bir lezzet. İncecik sarılan etli dolmaların tadı gerçekten çok güzeldi. Dolmanın dışında acılı tarhana çorbası, güveç çeşitleri ve 80 katlı baklavası Beypazarı'nda tadılması gereken yemekler...

Beypazarı'nın ünlü olan bir başka ürünü de gümüşleri. Gümüş işçiliğinin yaygın olduğu kentte her zevke ve her bütçeye uygun gümüş çeşitleri bulunabiliyor. Sadece gümüşçülerden oluşan büyük bir han var, hanın dışında da pek çok yerde gümüşçüler bulmak mümkün. Beypazarı hatırası olarak İstanbul'a götürmek üzere Zeynep'le gümüşlerimizi  seçtik.


Beypazarı'nın sokaklarını dolaştıktan ve güzel yemeklerini tattıktan sonra yanımıza Beypazarı kurularımızı, Beypazarı sodalarımızı, dağlardan toplanmış kekiklerimizi ve havuçlu lokumlarımızı alarak kentten ayrıldık.

Bize 2 gün, 1 gecelik tatilimiz çok iyi ve yeterli gelmişti... Haftasonu kaçmak için yer arayanlara alternatif olabilir....