NESLİ'NİN KONULARI

4 Aralık 2011 Pazar

Venedik Lezzetleri

Venedik'in benim için en güzel fotoğraflarını son yazıya sakladım. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Venedik'in olmazsa olmazları maskeler... Aslında en güzeli şubat ayında karnaval zamanı gitmek ve bu maskelerin çok daha ilginçlerini sokaklarda dolaşırken yakalamak... Venedik maskeleri Demir'in de çok ilgisini çekti tabi ki. Özellikle de yukarıda gördüğünüz "iskelet maskesi "...

Yukarıda gördüğünüz maskeleri de ben çok beğendim. Benim seramikten yapmayı düşündüğüm maskeler serisini hatırlattılar bana...

Venedik'te sadece dolaşmadık elbette. Geçen sefer yediğimiz ve pek de beğenmediğimiz vejeteryan sandviç ve domatesli spagettinin yerine bu sefer Vedat Milor'un sayesinde unutamayacağımız bir deniz ürünleri ziyafeti çektik kendimize...


İtalya'ya gitmeye karar verdiğimizde bir kitapçıda karşımıza çıkan Vedat Milor'un İtalya'daki lokantaları anlattığı " İtalya" adlı kitabını aldık ve neredeyse tek tek inceledik. İçerisinde Michelin yıldızlı lokantalardan yöresel yemeklerin yapıldığı trattorialara kadar birbirinden güzel yemeklerin olduğu birçok lokantanın bulunduğu kitabı yanımızda da götürdük. Milano ve Roma'daki yerleri işaretlemiştim ama Venedik, planımıza sonradan dahil olduğu için yolda giderken bütçemize ve ağız tadımıza uygun bir yeri alelacele bulduk. Ancak, burada rezervasyonsuz yer bulamayacağımız yazıyordu biz de çok üzüldük ama yine de şansımızı denemeye karar verdik. Kitapta adresi yazmasa asla bulamayacağımız arada kalan bir sokak üzerindeydi lokanta. Toplam 7-8 masası olan, çok mütevazi görünen ama sonradan öğrendiğimize göre Venedik'in en iyi balık lokantalarından biri olan bu yerin sahibi Luca çok sıcak karşıladı bizi. Şansımıza yeri vardı. Aslında İtalyan'ların siesta zamanına çok yakın bir saatte gitmiştik ama neyse ki bizi geri çevirmediler. Luca'ya kitaptan ve Vedat Milor'dan bahsettiğimizde Vedat Milor'un kendilerinin büyük bir fanı olduğunu belirtti.


İtalya gezimizin en güzel anılarından biri Alle Testiere oldu bizim için. Hayatımda daha önce yemediğim hatta görmediğim deniz kabuklularının tadına baktım. Gerçekten hepsi çok lezzetliydi. Daha önce Venedik'e geldiğimizde eşimle Rialto balık pazarını gezmiş ve buradaki balık ve deniz ürünlerine hayran kalmıştık. Daha önce hiç görmediğimiz bir sürü çeşit bulunuyordu pazarda. Hepsi denizden yeni çıkmış taze taze görünüyorlardı. O zaman çok aklımız kalmıştı, bu sefer onları deneme fırsatımız oldu. Vedat Milor " Denizden çıkan en lezzetsiz şey balık" derken haklı sanırım. Biz yemek seçimini Luca'ya bıraktık. İlk olarak bize aşağıda fotoğrafını gördüğünüz Çakı Midyesi (capelunghe) getirdi. Mükemmel bir tadı vardı. Bizim bildiğimiz midyelere hiç benzemeyen, taze baharatlarla tatlandırılmış bir deniz kabuklusu.

Çakı Midyesinin arkasından görünce yiyemeyeceğimi düşündüğüm Canocchie adlı bir deniz ürünü geldi. Benim için ilk başta zor olsa da kardeşimin ve eşimin lezzetten parlayan gözlerini görünce dayanamadım. Her ne kadar eşim ve kardeşim kadar kurcalayamasam ve sadece deniz kabuklusunun ana gövdesindeki beyaz etini yesem de lezzete bayıldım. Denemediyseniz bir gün görürseniz görünüşüne bakmadan mutlaka deneyin. Bunların yanında yediğimiz kum midyeli spagetti ve incirli ve soslu balık da muhteşemdi.

En orjinal görünümlü yemek ise Demir'e geldi. Kral Yengeç tam da oğlumun ilgi alanına giren bir görünüme sahipti. Tadı ise diğerleri gibi mükemmeldi.

Yemeklerden sonra gerçek bir İtalyan Lokantasında tatlıların tadına da bakmadan çıkmamamız gerektiğini düşündük... Haklıymışız, tiramisu ve panna cotta gibi İtalyan kökenli tatlıları iyi bir İtalyan aşçının elinden yemek ayrı bir keyifmiş gerçekten. Hem görsel hem de lezzet şöleni...



Alle Testiere'den çıktıktan sonra bir süre kendimize gelemedik. Karnımız tıka basa tok ama yediğimiz yemekler hala gözümüzün önündeydi.

Yemeğe biraz fazla vakit ayırınca Venedik sokakları için fazla vaktimiz kalmadı. Aheste aheste yediğimiz yemeğin aksine koştura koştura Venedik'in sokaklarını dolaştık karanlık bastırmadan önce. Aşağıda bu koşuşturmacalar arasında çekilmiş fotoğraf kareleri yer alıyor...

Yukarıda gördüğünüz çiçek demetleri aslında kırmızı biberler... İnsanın içi açılıyor kırmızı demetleri tezgahlarda görünce.

Yukarıdaki fotoğrafta birbirinden güzel ve iştah açıcı gurme ürünlerle dolu olan bir dükkana ait. Kızkardeşim ve ben içeride kendimizi kaybettik...

İşte İtalya'nın milli yemeği... Bu dev pizza turistlerin ilgisini çekebilmek için vitrine konulmuş...

Bu son Venedik yazısında sizlerle bana ilginç gelen herşeyi paylaşmak istedim. Bir binaya ait olan bu ziller çok hoşuma gitti. Hem sade hem de çok estetik...

Camdan melekler... Venedik'in dünyaca ünlü Murano camlarının satıldığı bir dükkan...


2004 Yılından bir fotoğraf. Murano adasındaki cam atölyelerinden birinde cam ustasının 5 dakika içinde "camdan at yapma" gösterisi. Büyüleyiciydi. Bu gösteriden sonra cama ilgi duymaya başladım. En büyük hayallerimden biri Beykoz Cam Atölyesinde bir eğitim programına katılabilmek ama henüz gerçekleştirecek fırsatı bulamadım. Murano camları dünyaca ünlü, sertifikaları var bu camların. Venedik'te üretilenler sayılmıyor, sertifikayı alabilmek için Murano adasında üretilmiş olmak zorunda.

Burası da Venedik'in renkli evleri ve dantelleri ile ünlü Burano Adası. Adaya geldiğinizde kendinizi etrafınızda renk renk evler ve bizim pazarlarımızda görebileceğiniz çeşitli dantel örtüler ile sıcak bir ortamda buluyorsunuz. Aslında bundan fazlası da yok ama bu adaların her biri marka olmuş durumda. Venedik'e gittiğinizde bu adalara da gitmeniz gerektiğini hissettiriyorlar size. İnsan düşünmeden edemiyor bizim de bir çok adamız var ve aslında doğal ve tarihi birçok özellikleri de var. Neden biz de adaları biraz daha öne çıkartamıyoruz. İstanbul'a gelen turistleri Prens Adaları'na çekemiyoruz.

Vee son olarak Venedik'te bir dükkanın vitrininde beğendiğim kırmızı ciltli defter. Bu defteri görünce insanın bütün hayatını içine yazası ve torunlarına bırakmak üzere aynalı bir ahşap sandığa kaldırası geliyor....

Venedik Yazısı burada sona erdi ama İtalya devam ediyor.....

Hiç yorum yok: