NESLİ'NİN KONULARI

19 Kasım 2010 Cuma

Ayvalık Kaçamağı

Geçen sene kasım ayında havaların güzel gittiği bir hafta yılın son izinlerini kullanarak eşim ve oğlumla bir kaçamak yapmaya karar verdik. Kışın soğuk yüzü kendini göstermeden ve bizleri eve kapatmadan önce İstanbul'dan kaçtık. İlk olarak bu tatilin aklımıza düşmesine neden olan eşimin işi için Bursa'ya uğradık. Bursa'ya kadar gitmişken yıllardır gitmek istediğimiz Ayvalık'a da gidebiliriz diye düşündük daha sonra. Bu sefer program yapmadan yola çıkalım neresi karşımıza çıkarsa orada kalırız dedik. Dedik ama içimiz rahat etmedi ve son gece internetten küçük bir araştırma sonucunda birkaç yerin telefonunu ve adresini aldık yanımıza. Yola çıktık Bursa'ya vardık. Bursa'ya kadar gelmişken iskender yemeden olmaz tabi, önce iskenderimizi yedik daha sonra Koza Han'da kahvemizi içtik ve yola koyulduk.
Koza Han'ın orta avlusu

Ben hayatımın iki ayrı dönemini Bursa'da geçirdim. Bursa'ya ilk gittiğimizde ilkokul 4. sınıfa başlayacaktım. O sırada Milas'tan geliyorduk. Orhaneli Termik Santralinin yapımının başladığı yıllardı. 4.5 senemiz Termik Santralin lojmanlarında geçti.Çocukluğu geçirmek için çok güzel yerlerdi.  İkinci gelişimiz ise İzmir'den oldu. Bu sefer Bursa'nın içinde oturduk. Ben lise 2 ve 3 'ü burada bitirdim. Daha sonra üniversiteyi kazanınca İstanbul'a adım attım. Sanırım gezdiğimiz yerler içinde en sevdiğim yerlerden biri Bursa'dır. Üniversitede arkadaşlarımın çoğu beni hala Bursa'lı zanneder...

Bursa'dan ayrılmamız zor oldu, saatler çabuk geçti. Ayvalık'a akşam geç varacağımızı anlayınca işimizi şansa bırakmayalım dedik ve yolda elimizdeki listedeki ilk yeri aradık ve yer ayırttık.  Aradığımız otel Edremit'in Çamlıbel köyünde bulunan Zeytinbağı adında bir butik oteldi. Bir gece önceki araştırmamda otel ile ilgili fotoğrafları çok beğendim ve otelin yemekleri ile ilgili yazılanlar bu oteli ilk sıraya almama neden oldu.

Akşam 7.30 gibi kalacağımız otele vardık. Navigasyon olmasa  Kaz dağlarının eteğinde bir köyün içindeki oteli akşam karanlığında   biraz zor bulurduk sanırım. Ne ile karşılaşacağımızı bilmeden otele girdik. Tek katlı taş binalardan oluşan otel odamıza girince hayran kaldım. Odanın sadeliği, otantik havası, tavan süslemeleri beni çok etkiledi. Yorgunluğumuzu attıktan sonra birşeyler yemek için restaurant kısmına geçtik. Anlaşılan otelde bizden başka kimse yoktu. Bu bizim için çok iyi oldu, Demir rahat rahat -o sıralar düşkün olduğu- tiyatrosunu yapabildi. Şöminenin önünde ayrılan masamızda birbirinden güzel soğuk- sıcak mezeler, Kaz dağlarından toplanan otlarla hazırlanan salatalar, taze balıklar hepsi muhteşemdi.




Orada öğrendik ki otel usta tiyatrocu Tuncel Kurtiz'e ve kayınbiraderi Erhan Şeker'e  aitmiş. Otelin her köşesinde sanatçı inceliğini ve yalınlığını görmek mümkün. Özellikle okuma ve televizyon odasının havası, mobilyaları, renkleri muhteşemdi. Bizim tek şanssızlığımız Tuncel Kurtiz'in orada olduğu bir haftaya denk gelmeyişimizdi. Otelde çalışanların ve sonradan giden arkadaşlarımızın anlattığına göre tadına doyulmaz bir masa sohbeti yaşatıyormuş gidenlere. Belki bir daha ki sefere....


Zeytinbağı otelin okuma-tv odası

Zeytinbağı otelin okuma-tv odasında bir sandık



Gezimizde bize eşlik eden çeşitli hayvanlarımız ve çiftçi Hasan

Dağ havasında uyunan güzel bir uykudan sonra ertesi sabah kahvaltısı bize Ayvalık'a ne için geldiğimizi unutturdu. Akşam yemeğinde neler olabilir onu düşündürmeye başlattı. Sanki amacımız Ayvalık'a gelmek değilde, Zeytinbağı'na gelmekmiş. Kuş sütünün eksik olduğu kahvaltı masasında yine taze otlar, börekler, acıkalar, reçeller muhteşemdi. Biraz zor olsa da kahvaltı masasından ayrıldık ve biraz dolaşmak üzere otelden ayrıldık.

Kaz dağlarından aşağıya indikçe hayal kırıklığına uğradık. Egenin güzelim sahili ikinci konut furyasına teslim olmuştu. Yazın çok hareketli olduğuna emin olduğum yerlerde şimdi in cin bile top oynamıyordu. Her yer birbirinin aynı, İstanbul'un yoğunluğunu aratmayacak bir konut yığını. Hem plancı olarak hem de vicdanlı bir insan olarak içimi acıttı. İnsanoğlunun güzelliklere sahip olma ve yalnız benim olsun duygusu bu yığınları oluşturuyor. Yılda on günümü geçirsemde bu eşsiz güzelliğin bir parçası benim olsun!!! diyerek karış karış imara açılmış heryer ve en kötüsü dönüşü yok...

Ayvalık gezimize ilk olarak Alibey, nam-ı diğer Cunda adasından başladık. Burada da ilk olarak Taş Kahve'de Türk kahvemizi içtik. (Nerede olursak olalım hafta içi akşamları, tatil günlerinde ise sabah akşam Türk kahvemizi içeriz eşimle.) Biz kahvelerimizi yudumlarken Demir'de kedilerle oynadı. Tam adaya yakışır biçimde balıkçılar ve etraflarında da birsürü kediler...








Kahve keyfinden sonra Cunda'nın sokaklarını gezmeye başladık. Mevsimden dolayı pek bir misafir bekliyormuş havaları yoktu esnafın. Ara sokaklarını gezdik, taş binaların fotoğraflarını çektik ve Demir'e birşeyler yedirmek için bir cafeye girdik. Çok sevimli, küçük ve sıcak bir sahibi olan bir cafeydi burası. Hemen birşeyler hazırlamaya giriştiler. Biraz konuşunca İstanbul'dan kaçan bir çift olduklarını öğrendik. Finans ve bilişim sektöründe çalışan çift sonunda herşeyi bırakıp Cunda'ya yerleşmişler ve yeni bir hayat kurmuşlar kendilerine. Çok da mutlu görünüyorlar. Bu hikayeler beni çok kıskandırıyor. İstanbul insanı öylesine yıpratıyor ve yoruyor ki insanın aklının bir köşesinde hep kaçış planları yatıyor.

Cunda'dan ayrılmadan önce Ayvalık'a kadar gelmişken zeytinyağı almadan gitmek olmaz dedik ve oturduğumuz cafenin sahibinin önerdiği Has Ada Zeytinyağları'ndan yağımızı ve sabunlarımızı aldık. Biz çok beğendik, İstanbul'a da sipariş üzerine kargo ile gönderiyorlarmış, ancak tek dükkanları orasıymış başka bir yer açmayı düşünmüyorlarmış. Ayrıca internette okuduğum karadeniz pastanesinin sakızlı kurabiyelerinden de aldık yolda yemek için. Ben daha lezzetli bir kurabiye bekliyordum ama sakız aromasını çok seviyorsanız deneyebilirsiniz...

Cunda'dan sonra Şeytan Sofrasına çıkalım dedik. Mevsim dolayısı ile her yer kapalı ve hava soğuktu. Ama manzara gerçekten çok güzeldi.

Şeytan Sofrasından Ayvalık ve Adalar Manzarası

Şeytan sofrasından ayrıldıktan sonra artık hava kararmaya başlamıştı, otele dönmeye karar verdik. Akşam yemeğinde bizi birbirinden güzel gurme lezzetler bekliyordu. Özellikle aklımda kalanlar, narlı zeytin salatası ve Kaz dağlarından topladıkları bir mantarı kızartarak hazırladıkları bir ara sıcaktı. Bu mantarın yanında getirdikleri acı biber reçeli ise muhteşemdi. Otelin yemek kursları, arkeoloji ve botanik gezileri hizmetleri de bulunuyor. Birgün fırsatım bulursam Erhan Bey'in kurslarına katılmayı çok isterim.

Ayvalık kaçamağımız tesadüfen bulduğumuz Zeytinbağı oteli sayesinde çok güzel geçti. Sizin de yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, kalmasanız bile yemeklerinin tadına bakın, el yapımı sabunlarından, reçellerinden alın, Çamlıbel köyünde bir yürüyüş yapın Kaz Dağlarının temiz havasını içinize çekin....

Ayvalık'tan almak isteyipte alamadığım tek şey ise çam fıstığı oldu. Ayvalık'ın köylerinde (özellikle Bağyüzü köyü-Ayvalık'a 32 km uzaklıkta) yetiştiğini öğrendiğim çamfıstığını nefis dolmalarında kullansınlar diye anneme ve kayınvalideme almak istiyordum ama son gün havanın yağmurlu olması nedeniyle gecikmeden yola çıktık, fıstıklarda bir sonraki geziye kaldı.

Bu kısa tatil bize çok iyi geldi, bu bayramı hasta olup evde geçirince geçmiş tatillerle avundum bende....

Sevgiler....

Nesli'nin Kahvesi artık nescake'de devam ediyor....





13 yorum:

zeynep dedi ki...

Neslicim Ayvalık, Cunda, Zeytinbağı...daha yaza çok var..yapılmaz ki böyle..vurdun beni tam kalbimden..gitmeyenlere neslinin rehber yazılarıyla şiddetle tavsiye edilir..

nesli dedi ki...

Zeynep, ben yazarken düşündüm de yazı beklemeye gerek yok :)

Harika dedi ki...

Neslihancım, Zeytinbağı maceranızı canlı olarak dinlemenin yanında detaylı olarak gezi hikayenizi okumak çok keyifli... ellerine sağlık...
Zeytinbağı ilk fırsatta gitmeyi çok istediğim yerlerden biri oldu :D
gezi yazılarının devamını sabırsızlıkla bekliyorum...
sevgiler...

adelibasi dedi ki...

Bu kucuk kacamagi zevkle okudugumu ve biraz canimin cektigini soylemek isterim. Eger yemekler ve diger tatlarin, resimlerini paylasmis olsaydiniz, eminim kendimi oralarda bulurdum. Sizden istegim sonraki gezilerinizde yemekleri daha ayrintili anlatmaniz :) tabi takdir size kalmis.
selamlar

nesli dedi ki...

Harika mutlaka gitmelisin, seninde seveceğine eminim....

nesli dedi ki...

Akın, fotoğraflar konusunda haklısın ama o zamanlar bir blogum olmadığı için fotoğraflarda ayrıntıya girmiyordum.Bundan sonraki tüm gezilerde ayrıntılı yemek fotoğrafları olacağına söz veriyorum.
Zeytinbağı'nın yemeklerinden örnekleri otelin sitesinde görebilirsin ama bence o resimler yetersiz. Dilerim birgün tekrar gideriz ve tüm yemekleri tek tek çekerim :)

Oguzhan dedi ki...

Keyifle ve imrenerek okudum yazını Neslihan...

Herşeyden öte, en çok İstanbul'dan kaçıp Cunda'da kafe işletenlere imrendim...:)

İyi ki yemeklerin fotoğraflarını koymamışsınız... Aksi durumda tahammül etmek zor oluyor ekran başında...:)

rami dedi ki...

Yine içten, sıcak ve imrendirici bir gezi yazısı olmuş, kalemine sağlık...

Edremit'in Çamlıbel'i ile Ayvalık ilişkisini konum itibariyle gözümde canlandıramadım. Gezi notlarına küçük bir harita da iliştirsen ne hoş olurdu:)

ibk dedi ki...

Insan Jponya gibi yemek fukarasi bir yerde olunca, yemeklerimizin degerini daha bir hatirliyor. Guzel yemeklerimizin kıymetini bilelim ve bol bol tadını çıkartarak yiyelim.

nesli dedi ki...

Ramazan Bey çok haklısınız, aslında plancı olarak düşünmem gerekirdi. En kısa zamanda tüm gezi yazılarıma harita ekleyeceğim. Fikir için teşekkürler...

nesli dedi ki...

Sevgili İbk,
Japonya'da yemeklerimizi özlediğin anlaşılıyor. Türkiye'ye döndüğünde ilk fırsatta ailenle beraber Zeytinbağı'na gitmenizi tavsiye ederim. Senin yemek, eşinin de tatil özlemi böylece giderilecektir. Sevgilerimle :)

kupia papalina dedi ki...

Bende bir sene içerisinde Ayvalığa yerleşicem...Kışın in cin top oynuyor deniyordu ama yazınızda okuyunca yine soğuk duş etkisi yaratıı bende :)
Toplu konutlar beni heryerde çok fazla rahatsız ediyor sanırım plancı olmamdan dolayı;)
Ama ayvalıkta çok daha fazla rahatsız etti..Çok üzüldümm..Elimizden birşey gelirmi gelmezmi bilmiyorum bazen kendime daha fazla kızıyorum..Üzülmekle hiçbirşey olmaz birşeyler başlat diye ama araştırdım önüne geçilmesi malesef imkansız bir durum ://
Görüşmek üzere...

nesli dedi ki...

Kupia Papalina: Ayvalık'a yerleşme fikriniz insanı kıskandırıyor. Her ne kadar kışın bana ıssız görünse de eminim orada yaz-kış yaşayanların kendi içlerinde güzel bir yaşamları vardır. Bozcaada yazısında bahsettiğim Bağbadem'in sahipleri de İstanbul'dan Bozcaada'ya yerleşmişler ama hiç pişman değiller. Üstelik kendileri gibi bir yerleri bırakıp Bozcaada'ya yerleşen insanlarla çok güzel dostluklar kurmuşlar. Kışın yerlisinden başka kimsenin olmadığı adada hiç canlarının sıkılmadığını, hatta günlerinin dolu dolu geçtiğini anlatıyorlardı. Dilerim sizin için de en iyisi olur. Plancı gözüyle bakmamaya çalışın, yoksa sürekli bir sorgulama ve çözüm bulma arayışı içinde olursunuz...